Nick :  Sifreniz :  
Sohbet

Zuha

mIRC Kalpler
Radyo Hiper TRmIRC Besiktas
Oyun mIRCiRC GonuL Fenerbahce
Zurna Bursa Izmir Galatasaray

Yeter artık git başkan!

Haziran 5th, 2010 |

Beşiktaş’ta hafta başında esmeye başlayan fırtına bir türlü dinmek bilmiyor! 05/06/10 19:06 İlgili HaberlerKrizi yönetemedik!Keçeli isyanlarda!Tüm ilgili haberlerHTSPOR.COM / ÖZEL RÖPORTAJ / Erdem EROL

Siyah-Beyazlı takımda hafta içinde yaşanan Mustafa Denizli depreminin ardından sular bir türlü durulmak bilmiyor. Önce Schuster ile anlaşıldığı dedikoduları, Siyah-Beyazlı yönetimin bunu yalanlaması, ardından Celal Kolot’un “Schuster ile sözleşme imzalandı, gözlerimle gördüm” itirafı ve ardından Denizli ile yolların ayrılması, derken Siyah-Beyazlı camiada işler gün geçtikçe çözüleceği yerine daha da içinden çıkılmaz bir hale geldi.

Son olarak bu yaşanan olaylarda adı sıkça gündeme gelen Beşiktaşlı eski yönetici Celal Kolot da içini HTSPOR.COM’a döktü. Son yaşanan olayları ve yaşadıklarını tüm içtenliğiyle anlatan Kolot, gündeme bomba gibi düşecek açıklamalar yaptı.

“VICENTE MONTES ÇOK BOZULMUŞ”
Celal Bey, Başkan Yıldırım Demirören, Mustafa Denizli ile basın toplantısı yapmadan önce Yönetim Kurulu’yla bir araya geldiğinde, Schuster ile görüşmediğini ifade ediyor. Hatta ‘Allah belamı versin görüşmedim’ diyor. Siz de yapılan sözleşmeyi internet ortamında gördüğünüzü açıklamıştınız.
Kendi görüşmemiştir. Ben dün (Cuma) başkanla görüştüm. Belki kendisi görüşmemiştir ama Serdar Adalı görüşmüştür. Çünkü sözleşme avukat tarafından hazırlanmış ve fakslanıyordu. Vicente Montes, Shuster’in menajerinin avukatı. Schuster menajerine ne der? “Bana iş bul”. İş bulduktan sonra iki taraf arasında ne yapılır? Kontrat yapılır. Kontratı kim düzenler? Avukat düzenler. Vicente Montes, İstanbulda’ydı. Benim yanımda e mail attı. Kendi kendine söyledi, “2 senelik, 2.5 milyon Euro” dedi. “Beşiktaş’tan acele bekliyorlar” dedi. “Ben de hazırladım mailliyorum” dedi. “Direk Beşiktaşlı yöneticiye bu fakslanacak” dedi. Gece 11.30’da oluyor bu. Ama sonrasında iki taraf imza attı-atmadı ondan haberim yok. Hatta Marca gazetesinde bu haber çıkmış, Vicente Montes de çok bozulmuş. “Ben orada dostane yemek yerken bunları sana söyledim. Sen niye basına açıkladın” dedi. Ben de dedim ki, “İş kesin dediniz onun için açıkladım bu bir. İkincisi bana söylemeyin demediniz. Yoksa ‘aramızda kalsın deseydin’ aramızda kalırdı tabi” dedim. Vicente Montes, Josico ve Güiza için Fenerbahçe’yle konuşmak için gelmiş. Josica’nın federasyonla bir sorunu varmış herhalde, onu halletmek için gelmiş. Bu çok ünlü bir avukat.

“TATMİN OLMADIM”
-Tüm bunlar gözlerinizin önünde cereyan etmiş olmasına rağmen, Başkan da kesin bir dille görüşmediğini söylüyor. Basın toplantısında yapılan açıklamalar…
Beni tatmin etmedi.

“MUSATAFA DENİZLİ’NİN HAZIRLIKLARI TAMAMDI”
-Biraz amiane olacak ama “körler sağırlar birbirini ağırlar” gibi bir basın toplantısı mıydı?
Yani şimdi ben de birkaç gündür medyaya konuşuyorum. İnsanlar da “Reklam için çıkıyor” diyecekler. Ben de çok çıkmak istemiyorum ama öyle iki tarafın da bu şeye ihtiyacı vardı.
Mustafa Denizli Beşiktaş’la köprüleri atmak istemedi. Çünkü onun düşüncesi hatta benim fikrimdi o da onayladı “Evet ben de öyle düşünüyorum” dedi. Mustafa Hoca’yla 3 gün önce yemek yerken, bütün kamp programı, Almanya’dan gelecek gurbetçi gençler, Quaresma olur veya olmaz, o zaman yabancı kontenjanı açıklaması yapılmıştı. “Ferrari, Holosko ve Bobo da dahil olmak üzere bütün yabancılar gidebilir” demişti.

“2 GÜN SONRA HERŞEY DEĞİŞTİ”
Böyle Avusturya kamp programını da yapmış bir adam, 2 gün sonra Çeşme’de tatildeyken gelip böyle bir şey yapması herkesin kafasında şüphe uyandırdı. Ha sağlığı çok mu iyi, hayır ama geçen sene de böyleydi. Geçen sezon başında da böyleydi hatta “Ben Çeşme’ye gidiyorum, bırakın ayrılayım” dedi. Ama kaldı Beşiktaş’ta.

“SCHUSTER DENİZLİ’NİN KULAĞINA GELDİ”
-Ben de o zaman şöyle bir şey ekleyeyim. Bir ay önce lig bitmiş. Maç stresi, yoğunluğu yok, hoca tatilde.
Aynen öyle doğru. Tabiî ki burada şöyle bir tahmin yürütmek lazım. Schuster olayı başka bir yerden hocanın kulağına geldi. O da zaten çok hevesli değildi. Çok dinç de değil Mustafa hoca, çok sağlıklı görüntüsü yok zaten. Ama geçen sene de böyleydi. Yani onun için belki de başka antrenör adını duydu. O yüzden gelip İstanbul’a ileride Beşiktaş’ın altyapı veya menajer gibi dönmeyi düşündüğü için de köprüleri atmak istemedi. Zaten 1 milyon 250 bin Euro da alacağı var geçen seneden. Bu seneki kontratı yırttı. Böyle dostane bir şekilde anlaşmışlardır.

“DENİZLİ MUTLU DEĞİL”
-Mustafa Hoca’yla daha sonra görüştünüz mü?
Ben görüşmedim daha sonra. Ama arkadaşlarım görüştü. Çok da mutlu değil.

-Neden dolayı mutlu değil? Yaşanan gelişmelerden dolayı mı?
Tabiî ki yani kolay değil. Çünkü Mustafa Denizli artık “Ben küçüklükten beri Beşiktaşlıyım” demeye başladı. Dinlenmeye geçip Beşiktaş’a tekrar geri dönmeyi isteyecektir.

“PERSEPOLİS’İN TEKLİFİNİ BANA SÖYLEDİ”
-Persepolis’ten ciddi bir teklif olduğu haberleri geliyor bizlere.
Bana da dedi. “5 milyon dolar artı 2 milyon dolar teklif ettiler” dedi bana Mustafa Denizli.

-Teklife sıcak bakıyor muydu?
Yok bakmıyordu. Bunu da söylemişti bana.

“DEMİRÖREN BENİ ARADI”
-Peki Yıldırırm Demirören’le görüştüm dediniz.
Evet.

-Yüzyüze mi görüştünüz, telefonla mı?
Telefonla.

-Siz mi aradınız?
Kendisi aradı.

-Neler konuştunuz. Ne dedi başkan size?
Birkaç antrenör sordu ama öylesine sordu. Çünkü Montes olayının benden çıktığı belli olduğu için. Vicente Montes de bu durumdan dolayı bozuk. Belki başkan da Vicente Montes’i arayıp, gerçi direk arayamaz, çünkü Montes İspanyolca’nın dışında tek bir kelime bilmiyor. Herhalde aradaki adamlara fırça attı ki niye böyle ortalığı karıştırdı diye, çünkü Montes benim sayemde kötü bir duruma düştü. Ama yapacak bir şey yok. Bana da ’söyleme’ dese ben de söylemezdim yani.

“HILBERT’İ SCHUSTER TAVSİYE ETİ”
-Siz Başkan’a teknik direktör tavsiye ettiniz mi?
Ettim. Gianfranco Zola’yı söyledim. Ama çok ilgileneceğini zannetmiyorum. Lucescu’yu da tavsiye ettim. Ama çok pahalı Lucescu. Olmaz bence. Zaten şöyle de bağlamak lazım, bakın Hilbert’i Türkiye’de kim tanır? Nedir? Sağ bek midir, sağ açık mıdır? Ne olduğu belli olmayan bir adam. Zaten çok önemli de değil. Fink gibi yani. Fink’i de çok tanıyan bilen yoktu. Beşiktaş bu adamı aldıysa, Schuster ile daha önce anlaşılmış. Schuster tavsiye etti diye düşünüyorum.

-Başkan size Schuster’le görüşüp görüşmediğine dair birşey söyledi mi?
Görüşmedim dedi.

“SCHUSTER BİTTİ, BAŞKAN PANİK YAPABİLİR”
-Bu saatten sonra Schuster olur mu olmaz mı sizce?
Bence Schuster bitti. Oldu yani. Hem yönetime karşı ben sormadan görüşmede bulunmadım, Mustafa Hoca bırakmadan ben hoca bulmadım, bu işi geldi İstanbul’da güzel bir senaryo yaptı. Ama bu saatten sonra alacağı varsa da, alır mı almaz mı onu bilemem. Ama işte başkan panik de yapabilir. Çok az bir süre var.

“ÖYLESİNE ORTAYA ATILMIŞ İSİMLER BUNLAR”
O saydıkları adaylar arasında olabilecek kimse yok. Şimdi Daum olabilir mi? Mümkün değil. Lucescu çok zor. Tazminatlı ve senede 4-4.5 milyon Euro alan bir adam. Juande Ramos var. CSKA’ya gitmişti, kovuldu. Şifo, Samet… Bunlar öylesine ortaya atılmış isimler. Bence Schuster’i de bir iki günde kandıramazsın yani. Schuster’le bence 1 aydan beri görüştüler, karar verdiler, “Hadi imzayı attıralım” dediler. Ben böyle düşünüyorum.

“BAŞKAN GEMİLERİ YAKTI”
-Başkan Demirören zaten Mustafa Denizli’yi istemiyordu diyebilir miyiz? Yaşanan bazı gelişmeleri göz önünde bulundurarak Demirören’in Denizli’ye son aylarda hep sıcak bakmadığı yazıldı çizildi. Başkan Denizli’yi kendi içinde zaten bitirmişti diyebilir miyiz?
Bana göre futbolcuların alacakları basına yansıdı ya. “15 Haziran’a kadar ödemezsen ben yokum” dedi ya Mustafa Hoca. Başkan en fazla ona kızmıştır. Orada gemileri yaktığını düşünüyorum ama kimseye çaktırmadı.

“SUYUNU KAYNATIR, DIŞARI ATAR”
-O zaman basın toplantısında bir senaryo ortaya kondu, öyle mi?
E mecburlar. Sen de Beşiktaş başkanı olsan sen de aynı şeyi yaparsın. Çünkü sonuçta başkansın, parayı veren sensin. Yönetim sadece Beşiktaş’ta değil, diğer kulüplerde de aynı, başkan bir sürü şey yapar, yanında parayı veren birisi olursa, geçen sefer bendim, bu sefer Serdar Adalı var. Onu dinler birazcık. Sonra onun da suyunu kaynatır, dışarı atar, tek başına yine devam eder. Aynı saat gibi düşünün. Dönüp dolaşıp, 10’a, 11’e, 12’ye gelecektir. Başkanın faktörü de bu.

“DEMİRÖREN HANGİ SÖZÜNÜ TUTTU Kİ?”
-Ocak ayında seçim sürecinde Yıldırım Demirören hatalarından ders aldığını sürekli dile getirmişti. Hatta Metin Keçeli 2. başkan olarak listeye girdiğinde başkanın kendisine söz verdiğini artık tek başına kararlar almayacağını söylediğini dile getirmişti. Tek adam olmayacak, kararları tek başına vermeyecekti yani. Ama şu aşamada bakıyoruz bunların tersi sahneleniyor, öyle mi?
Evet. Aynen öyle. Ne zaman, hangi söz tutuldu ki? Tutulan bir söz söyleyin bana da ben de dişimi kırayım. Metin Keçeli niye girdi ki? Bana da futbol şube sorumluluğunu teklif eti. Niye girmedim ben? Niye gireyim ki? Yine aynı olaylar olacaktı. Sonra ben onurlu biri olarak istifa edecektim. Ben çünkü yemem bunları.

“METİN KEÇELİ’YE HİÇ YAKIŞIYOR MU?”
-Metin Keçeli de tepkili. “Demirören’in açıklamalarından kısmen ikna oldum” dedi. Ama kriz ortamını iyi yönetemediklerini de sözlerine ekledi. Hatta basın toplantısından önce istifa etmeyi düşünüyor musunuz demiştim. Hayır, beni insanlar oraya istifa etmem için göndermedi demişti.
Kim göndermiş. Birisinin adamı mı? Hiç yakışıyor mu Mertin Keçeli’ye. Koca Metin Keçeli. Beşiktaş için kaza yapmış. Arabada ölüyordu Beşiktaş için canından oluyordu. Hiç yakışıyor mu Metin Keçeli gibi bir ağabeyimiz vardı şimdi bana göre maalesef çok büyük puan kaybetti yönetime girerek. Tabi kendi kararı, bizi ilgilendirmez. Ayrıca o da dostumdur ama Beşiktaş için ben her türlü eleştiriyi yaparım. Başkan da benim dostumdur. Dün de beni aramıştır. Ama Beşiktaş için üzülüyorum. 2 ayda mı anladın gelmeyeceğini Quaresma’nın. Birkaç günde anlar değil mi insan? 2 ay mı sürmesi gerekir?

-Siz teklifinizi yaparsınız, parayı söylersiniz. O teklifini belirtir. En fazla 1 haftada gelip gelmeyeceğinmi söyler futbolcu size.
Aynen, aynen öyle. Zaten 2 ay sürüyorsa boşver, gelmez, kabul etmiyordur. Zaten Quaresma tranferi neden yapılmak istendi? Beşiktaş’a bir ivme kazandırsın diye. Geçen sene Mehmet Topuz mağlubiyetinden sonra. Yoksa Beşiktaş’a çok çok faydalı olacağından değil ama işte şov yapar diye düşünüldü. Biliyorsun biraz da şov ve görsel futbol dünyası. Biraz da böyle bakmak lazım olaya. Beşiktaş’a da böyle birisi lazımdı yani. Yoksa Hilbert falan değil yani.

-Metin Keçeli’ye “Beşiktaş bu kriz ortamını yönetebildi mi” dedim, “Beşiktaş yönetimi kriz ortamını böyle iyi yönetmiş olur mu?” dedi kendisi de.
Evet, güzel, doğru söylemiş.

-Aslında yoktan bir kriz yaratıldı ve bu kirizi yönetemediler.
İşte bütün bunların sebebi açık olamaması başkanın. Hep böyle. Ben 6 aylık yöneticiyken “Başkan param kalsın, sonra verirsin ama dost kalalım ben yapamayacağım, bu böyle olmuyor” dedim. “Yok istifa etme, istifa etme” dedi. Sonra Avusturya’da 1 ay kampa gittik. Sonra döndük bir baktım başkalarından şöyle duyuyorum: Futbol şubesi lav edildi.

“DEMİRÖREN’İ ÇÖZEMEDİM”
-Başkan neden böyle hamleler yapıyor?
Valla orasını ben de çözmüş değilim. İnanın anlamış değilim. Kimi dinliyor dinlemiyor. İnanın, iyi niyetini biliyorum. Benim en azından 25 senelik arkadaşım, aile dostum.

“10 SENEDE ÖĞRENEMİYORSAN ARTIK BIRAK”
-Kimi dinliyor dinlemiyor dediniz. Bir akıl hocası mı var?
Yok! Olsa bu kadar hata yapmaz. Bir sene yaparsın, 2 sene yaparsın ama 8. seneye geldin artık. 2-3 sene de futbol şube sorumluluğu var. Ben öğrendim 6 ayda. 10 senede sen bu işi öğrenemiyorsan artık bırak.

“TAŞIN ALTINA ELİMİ KOYARIM”
-Ben BJK kongre üyesiyim. Biraz içim acıyarak şunu sormak istiyorum. Beşiktaş’ın 3 büyüklerden biri olma özelliği yok mu oluyor?
Valla başkan kendisi söyledi, 2.5 demedi mi? Kendin yaratıyorsun zaten başkasına gerek yok. Öbür taraftan bir kere şampiyon olmuş Bursa 4. 5. büyük oldu. Bir tane şampiyonlukla, nasıl oluyor bu iş, anlamıyorum işte. Ama böyle giderse olur tabi. Ama Beşiktaş Yıldırım Demirören giderse onun da borcunu öder yani. Ama bir tek ben konuşuyorum, onu anlamıyorum. Bir tek ben mi üzülüyorum? Nerede bu Beşiktaşlılar. Ben bu taşın altına elimi koyarım yani.

“BAŞKANIN AĞIRLIĞI OLACAK”
-Taşın altına elimi koyarım derken, başkanlık olarak mı diyorsunuz?
Tabi. Çok daha iyisini % 100 yapacağıma eminim. En azından bir başkanın ağırlığı olacak. Söylediği lafın arkasında olacak. Biz 14 sene maçlara gidip tezahurat yapıp şampiyon olamadık ama hiçbir zaman yönetim istifa diye bağırmadık ki.
Bu aşk, başka bir şey değil.

-Bu bir aşk diyorsunuz. Daha iyisini yaparım ve başkanın alacağı da kalmaz diyorsunuz. Şu an tam olarak hatırlamıyorum ama Başkanın herhalde 20-25 milyon dolar arasında bir alacağı var.
40 olsun ne fark eder.

“NİHAT TRANSFERİNİN ALTINDA NELER VAR?”
-Ben bu parayı veririm diye aklınızdan geçirdiğiniz oluyor mu?

Bu parayı ben veririm değil, vermek aptallık olur. Daha geçen sene boşa giden 20 milyon euro gibi bir para var orada. Tabata, İsmail Köybaşı, Delgado, Ferrari, Zapo, Sivok. Say say bitmiyor ki. Neler var Nihat transferinin altında. Belki en az 25-30 milyon Euro belki 35 milyon Euroluk transferdir. Orada bir sürü gerçekler var. Neyse halka açık olduğu için bunları da söylememek lazım. Ben reklam için konuşmuyorum. Yani adım medyada çıksın diye konuşmuyorum. Ama millet öyle anlamıyor işte. 3 gündür herkes beni arıyor. Ben de açık açık konuşuyorum. Ondan sonra “Bu adam hep konuşuyor, başka bir şey yapmıyor” diyor. Ne yapayım ki? Murat Aksu çıkmasaydı ben başkan adayıydım. 3 sene evvel söyledim.

“DEMİRÖREN’İ REZİL ETMEK İSTEMİYORUM”
-Bütün sorularıma açık ve net cevaplar aldım, teşekkür ediyorum.
Karşımda anlayan birisi olunca daha iyi konuşuyorum. Bütün cevaplar hazırdır bende. Ben kendime o kadar güveniyorum. Bak ben Yıldırım Demirören’i de rezil etmek istemiyorum. Sonuçta benim arkadaşımdır. Ama artık yeter ya. Üzülüyoruz işte. Her Beşiktaşlı sezona 1-0 mağlup başlamak zorunda mı ya. Geçen sene Mehmet Topuz, bu sene bu. Saçma sapan şeyler yani.

“BENDE CESARET VAR”
-Celal Bey, bu röportaj ‘bir dokun, bin ah işit’e döndü.
Aynen öyle. Her Beşiktaşlı böyle. Bende sadece cesaret var, millette o da yok. Yoksa bütün Beşiktaşlılar kan ağlıyor yani. Bir de bazıları var maalesef bu işi çıkar olarak görüp, gidiyor yanına “Ah başkanım, vah başkanım!” Eee ondan sonra olmuyor. Başkan da doğruları yapamıyor. Zaten doğru yapanı da yanında istemiyor. İsteseydi ben de orada kalırdım.

“Google Türkiye’yi yok sayıyor, vergi vermek istemiyor”

Haziran 5th, 2010 |

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, İnternet Habercileri Buluşması’nda Google ve Youtube’a ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
06 Haziran 2010 Pazar, 00:43:57
Toplantıya katılan HABERTURK.COM Genel Yayın Müdür Yardımcısı KÜRŞAD OĞUZ aktarıyor…

Haliç Kongre Merkezi’nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla düzenlenen İnternet Habercileri Buluşması’nda internet dünyasının sorunları konuşuldu. Toplantıda gazetecilerin sorularına cevaplar veren Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, gündemdeki konularla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Bakan Yıldırım, Youtube ve Google’la yaşanan sorunlar ve getirilen yasaklarla ilgili şu değerlendirmeleri yaptı:

“AVRUPA SİBER SUÇLAR SÖZLEŞMESİNİ İMZALAMAYA KARAR VERDİK”
“Buradan ilk defa söylüyorum. Bir ay içinde, Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi’ni imzalıyoruz. Yurtdışından yayın yapan sitelerle ilgili 7 gün 24 saat muhatabımız olacak artık. 46 ülke dahil bu anlaşmaya. Taraf olduğumuz için her türlü bilgiyi paylaşmak zorunda olacaklar. Bu, denetlemeyi de kolaylaştıracak.”

“ATATÜRK’E HAKARET MADDESİNİ ANA MUHALEFET İSTEDİ”
Bakan Yıldırım, Youtube’a getirilen yasak sürecini şöyle anlattı:

“Bursa’da bir çocuk pornografisi olayı vardı. Biz 5651 sayılı internet yasasını 2008’deki bu olay nedeniyle çıkardık. Ama ana muhalefet partisi ‘bu yasanın içine Atatürk’e hakareti de koyalım’ dedi. ‘Koymayalım’ mı diyecektik? Neticede Youtube kapandı. Ama o gün bu gündür diğerleri yüzünden kapatma yaşanmadı, sadece Atatürk’e hakaretten kapatma yaşandı. Ama Youtube temyize gitmiyor, bu yasağı kullanıyor.”

“SİZ GOOGLE’DAN ZENGİN MİSİNİZ? NEDEN VERGİ VERMİYORLAR?”
Bakan Yıldırım, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın Youtube’a girişi yasaklamak isterken arama motoru Google’a ait bazı internet protokolü (IP) adreslerini engellemesiyle ilgili de şunları söyledi:

“Youtube, Türkiye’den girişler azaldığı için Google girişlerini kullanmaya başladı. Kendi IP’lerini bırakıp Google IP’lerini kullanmaya başladı. Arıyoruz, telefonlarımıza bile çıkmıyorlar, muhatap bile olmuyorlar. Bir site bizi esir alamaz. Bir de Türkiye yasakçılar listesinde diye propaganda yapıyorlar.

Vuku bulan işlerle verilen ceza orantısızdır diyebilirsiniz, buna tamam. Peki neden haklarını aramıyorlar? Neden Türkiye’ye tabi olmak istemiyorlar. Neden vergi dairesinin adresini bilmiyorlar? Siz Google’dan zengin misiniz? Siz vergi vereceksiniz, onlar bu kadar reklama rağmen vergi vermeyecekler… Beni yasakçı saysınlar önemli değil. Kimse bu ülkeyi hafife alamaz. İsrail’e özel içerik yapıyor. 28 ülkeye özel içerik yapmışsın. Bize de yap, yapmam. Bunları çıkar, çıkarmam. Türkiye’yi yok sayıyorlar, vergi mükellefi olmak istemiyorlar. Mahkeme karar veriyor, itiraz etmiyorlar. Neden? Çünkü muhatap almıyorlar…”

“IP İŞİNİ ARTIK DEVRALIYORUZ”
Bakan Yıldırım, bir gazetecinin, “Peki öyleyse neden Google’a tr uzantısı verildi” sorusuna da şu cevabı verdi:

“IP işini yakında devralacağız. Eskiden ODTÜ veriyordu tr uzantısını, yakında biz vermeye başlayacağız.”

Mustafa denizli beyin kanamasi gecirdi

Haziran 5th, 2010 |

Beşiktaş ile sağlık problemleri yüzünden yollarını ayıran Mustafa Denizli, beyin kanaması geçirdi.05/06/10 23:00 HTSPOR.COM / ÖZEL HABER / Erdem EROL

‘Ayrılacak mı ayrılmayacak mı’ diye günlerdir spor medyasının gündeminden düşmeyen Mustafa Denizli’nin, Başkan Yıldırım Demirören ile düzenlediği basın toplantısıyla sağlık problemleri nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kaldığını açıklamasının ardından, HTSPOR.COM, deneyimli teknik adamın sağlık problemlerinin perde arkasını gün yüzüne çıkardı.

MUSTAFA HOCA GÜN GÜN NELER YAŞADI?
Çeşme’de tailde olan Mustafa hoca, Pazartesi gününden itibaren şiddetli başağrısı çekmeye başladı. Tansiyonu yükselen Denizli, Salı günü Prof. Dr. Mete Düren’i aradı. İlk olarak 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne yönlenen ancak İstanbul’a gelmek isteyen Denizli, Çarşamba günü öğlen saatlerinde tüm riskler göz önüne alınarak uçakla İstanbul’a geldi.

TOMOGRAFİDE KİTLE
Çarşamba günü saat 14.0′de Maslak Acıbadem Hastanesi’ne gelen Mustafa Denizli’ye ilk önce ilaç tedavisi yapılarak 20′ye varan tansiyonu düşürülmeye çalışıldı. Tetkikleri yapılan Denizli’nin, çekilen tomografisinde beynin arka tarafında bir kitleye rastlandı.

YA BEYİN KANAMASI YA TÜMÖR ŞÜPHESİ!
Şiddetli başağrısından dolayın günlerdir gözüne uyku girmeyen Denizli, dinlenmesi için doktorlar tarafından bir süre uyutuldu. Tomografide beynin arka tarafında çıkan kitle ya beyin kanamasını ya tümörü yada iltihabik bir durumu işaret ediyordu. İltihabik durumun netlik kazanması için akciğer tomografisi yapıldı. Temiz çıktı.

İki şık kalmıştı. Yaşı da gözönünde bulundurulduğunda ya bir tümör ya bir beyin kanaması tanısı ön plana çıktı.

BELİNDEN SU ALINDI!
Kesin teşhis için Mustafa Denizli’nin belinden beyin omuilik sıvısı (BOS) alındı. Hücre, protein ve şeker tahlili yapıldı. Tetkiklerin sonucu beklenirken tekrar beyin tomografisi çekildi. Ve kesin teşhis konuldu: Hipertansiyon krizine bağlı beyin içine kanama.

HTSPOR.COM olarak Mustafa hocaya geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.

Haşim Kılıç’tan açıklama

Mayıs 28th, 2010 |

Anayasa Mahkemesi Başkanı, “Anayasa paketinin tamamını iptal etmek söz konusu değil” dedi
28 Mayıs 2010 Cuma, 19:58:29
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa değişikliğinin iptali için yapılan başvuru hakkında, ”Tamamını iptal etmek gibi birşey söz konusu değil. 4-5 madde ile ilgili görüşülecek” dedi.

Kılıç, Azerbaycan Büyükelçiliğinde yapılan Azerbaycan Milli Günü resepsiyonunda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Anayasa değişikliğinin iptali için yapılan başvurunun görüşülmesine ilişkin bir soru üzerine Kılıç, ”Tamamını iptal etmek gibi birşey söz konusu değil. 4-5 madde ile ilgili görüşülecek. Kurulun takdiridir. Gerekli değerlendirmeyi kurul yapacaktır” yanıtını verdi.

Kılıç, bir başka soru üzerine de, kuruldaki bütün üyelerin birer oyu bulunduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:

”Ben kendi doğrularımla karar verecek değilim. Arkadaşların düşüncelerini alarak gerekli yol haritası çizilecektir. Türbanla ilgili yasada da 4. maddeden hareket ederek, teklif edilmesi mümkün olmayan konunun teklif edilmesi nedeniyle şekilden gidilerek esasa girildi. Bu konuda nasıl bir yol izlenecek ona yine karar verecek olan kurulumuz. Yalnız başıma bir değerlendirme yapmam son derece yanlış.”

AA

Hiddink ağır konuştu

Mayıs 28th, 2010 |

(A) Milli Futbol Takımı’nın teknik direktörü Guus Hiddink, 2016 Avrupa Şampiyonası’nı Fransa’ya veren UEFA’yı ağır dille eleştirdi.28/05/10 23:28 ABD-Türkiye Milli maçının oynanacağı Philadelphia’daki Lincoln Stadı’nda bir basın toplantısı düzenleyen Guus Hiddink, ”UEFA hem futbolu geliştirmek isteyen ülkelere Avrupa Şampiyonası’nı götürmek istediğini söylüyor, hem de daha önce 2 defa Avrupa Futbol Şampiyonası’na bir defa da Dünya Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapmış Fransa’ya 2016′yı veriyor. 7 üyenin verdiği karar daha önce belirttiği UEFA’nın kendi stratejisine ve felsefesiyle çelişiyor” dedi.

2016′nın Türkiye’de olmamasından büyük üzüntü duyduğunu vurgulayan Hollandalı teknik adam, ”Türk devleti de 920 milyon Avro’luk bir destek vereceğini söyledi. Bu da çok önemli bir artıdır. Ancak, yine de Euro 2016′yı Fransa’ya verdiler. Bu Türkiye için çok çok büyük bir hayal kırıklığıdır” diye konuştu.

ABD’deki kamp çalışmalarını da değerlendiren Hiddink, kampın sonuna geldiklerini belirterek çok başarılı bir çalışma dönemi geçirdiklerini söyledi.

ABD ile yarın Philadelphia’daki Lincoln Stadı’nda oynayacakları mücadelede 60 bin biletin satıldığını öğrendiklerini belirten Hiddink, sözlerini şöyle sürdürdü :

”Çok ciddi bir karşılaşma ile kampı tamamlayacağız. ABD takımı ve seyircileri karşılaşmaya yoğun ilgi gösteriyorlar. Böyle bir atmosferde sahaya çıkmak da bizim için daha iyi olacak. Kamp çok yararlı geçiyor. Oyuncuları tanımak, antrenman, maç ve kamp esnasında onları görmek güzel oldu. Maçları tribünden seyretmekten çok şikayetçi değilim. Oyuncuların karakterlerini gözlemlemek, davranışlarını görmek açısından büyük tecrübe edindim.”

”ÇOK GÜZEL BİR MİLLİ TAKIM YARATACAĞIZ”
Hiddink, bir basın mensubunun ”Nasıl bir milli takım yaratacaksınız?” sorusuna, ”Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener bana seyir zevki olan etkileyici bir takım yaratmamı söyledi” cevabını verdi. Hiddink, aynı soruya ilişkin şunları söyledi:

”Futbol Türkiye’de çok popüler, bu yüzden benim savunmaya ağırlık veren bir oyun planı yapmam zor. Türk oyuncular tekniklerini göstermeyi seviyorlar. Fakat, sadece bu yolu gösterirseniz ve kötü organize olursanız yanlış yaparsınız. Uluslararası futbol standartlarını da göz önünde bulundurarak, genel olarak oyunu kontrol etmeyi ve oyuna hakim olmayı tercih edeceğiz.”

Futbolcuların uzun bir sezondan sonra tatile gitme hayali olmasının doğal olduğunun altını çizen Hiddink, buna rağmen ABD kampında, gerek antrenmanlarda gerekse özel maçlarda hırslı ve istekli olduklarını, herkesin birbirini zorladığını gördüğünü belirtti.

Takıma kendi oyun tarzını benimsetmenin çok önemli olduğunu da ifade eden Hiddink, Avrupa Şampiyonası elemeleri için çok az vakitleri kaldığını, ABD kampında da futbolculara genel oyun planını öğretme fırsatı bulduğunu söyledi.

Basın toplantısına katılan Sabri Sarıoğlu da özel bir teknik direktör ile çalıştıklarını düşündüğünü vurgulayarak, kampın hem rahat, hem de ciddi olduğunu, çok iyi bir hazırlık dönemi yaşadıklarını belirti.

Bu da mı gol değil be!

Mayıs 28th, 2010 |

Turist Ömer’in o meşhur repliği geliyor insanın aklına ister istemez.

Bütün hazırlıkları yapıp, Fransa’da verilecek olan kararda, 2016 Avrupa Şampiyonası meraklılarını, Atatürk Havalimanı’na indirebileceğimiz sonucu bekledik.

Dünyada pek kimsenin umursamadığı Eurovision’da bize has heyecanımızdan daha öte bir anlamı da vardı Euro 2016’nın. Yani sırf Platini ekranlarda diye sportifmiş gibi görünen rekabet aslında Sarkozy düzeyinde Cenevre’de boy gösteren Fransa için biraz daha fazla anlam ifade ediyordu. Hatta rakamlara bakınca muhafazakar olmaya gerek yok. Fransa ve daha önemlisi AB ekonomisi için bu organizasyon çok çok önemli.

Rakamların “Bak sen şu uyanıklara” dedirttiği manzara için şimdiden son sözü söyleyelim: Avrupa Birliği bu organizasyonun Avrupa dışına çıkmasına ‘mümkün değil’ izin vermezdi ve vermedi de. 1960 ve 1984’te Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapmış olan Fransa’nın ‘24 yılda 1 Avrupa Şampiyonası gelirini cebe koyma’ ritüeli, yine 24’üncü yıldönümünde alınan bir kararla gerçekleşti.

Türk futbolunun bir anonim şirket (A.Ş.) olduğunu düşünürsek, bu A.Ş.’nin uluslararası CEO’su da Şenes Erzik’se, ister istemez insanın aklına “Cenevre fiyaskosu Türk Futbol A.Ş.’nin CEO başarısızlığı değil midir?” sorusunu geliyor. Üstelik kararın ardından Platini’nin yaptığı bir ‘şok’ açıklama, Erzik’in koruduğu Türkiye kalelerine bırakılmış 13′üncü gol olarak kayıtlara geçmişken. Önceki 12 gol ise Avrupa’nın düzenlediği 12 Avrupa Şampiyonası’nda yenmişti.

KUMANDALARDA 7.9 MİLYAR ZAP

Şimdi bu işin ekonomisine biraz dalalım. Son iki Avrupa Şampiyonası’na ve 2006 Dünya Kupası organizasyonlarına bakmak her şeyi net bir şekilde ortaya koyuyor. Önce Türkiye’yi en fazla heyecanlandıran son Avrupa Şampiyonası, Yani İsviçre-Avusturya Euro 2008’i biraz masaya yatıralım.

UEFA’nın organizasyon öncesinde 1.2 milyar Euro olarak tahmin edilen gelirleri, şampiyonanın tamamlanmasının ardından tahminlerin biraz muhafazakar olduğunu gösterdi. İsviçre ve Avusturya’da gerçekleşen organizasyon, TV naklen yayın gelirleri, lisans gelirleri ve daha birçok gelir kalemiyle Avrupa Futbolu’nun patronuna 1 milyar 35 milyon Euro getirdi.

470 MİLYON EURO’NUN SAVAŞI

Bu paranın bir kısmı şampiyonada mücadele eden ülkelere dağıtıldı. Fakat sonuçta büyük pastayı yiyen Avrupa ekonomileri oldu. Turnuvanın Avrupa ekonomilerine toplam katkısı 1.4 milyar Euro olarak tahmin ediliyor. Elbette bu rakamlar sadece organizasyon içi harcamalar üzerinden resmi olarak kayıtları tutulanlar. En belirgin kazanç ise ev sahiplerine yani İsviçre ve Avusturya’ya ait. Finalin oynandığı Viyana kenti 100 milyon Euro kazanırken, İsviçre ve Avusturya’nın elde ettiği organizasyon kazancının net 470 milyon Euro olduğu tahmin ediliyor. Sadece Avusturya’nın turizm kazancı 375 milyon Euro. Ki bu rakamların çok fazla muhafazakar olduğu çok açık. Niye mi? Bu ülkelerin şehirlerinde 600 bini yabancı 1.1 milyon fanatik dolaştı. Her biri ortalama 300 dolarlık harcama yapsa sadece 330 milyon dolar bu futbol meraklılarının sokakta yaptığı harcamadan gelir. Bunun oteli masrafı, yol masrafı da cabası.

Artık milli seferberlik ilan etme aşamasında olduğumuz işsizliğe de geçici bir deva olacağını söylemeye gerek yok sanırım. 2008’de İsviçre ve Avusturya, 4000 kişiyi sırf bu organizasyonda istihdam etti. Ama hepsinden önemlisi turnuva boyunca televizyonların uzaktan kumandalarında, 7.9 milyar defa maçların bulunduğu kanallara zaplandı.

ALMANYA 1 KOYUP 20 KAZANDI

Portekiz’in ev sahibi olduğu Euro 2004’le ilgili en çarpıcı tespiti yapan ise yine bir Avrupa bankası, ABN Amro oldu. ABN Amro’nun raporu, bu organizasyonun sadece TV satışları, bira, meşrubat ve cips satışlarından ibaret olmadığını gösterdi: Avrupa ekonomilerini bile canlandırabilecek bir organizasyon.

2006 Dünya Kupası’nın ev sahibi Almanya’nın statlar ve güvenlik organizasyonları için yaptığı 250 milyon Euro’luk harcamaya karşılık elde ettiği gelir 5 milyar Euro’yu buldu. Yani Almanya tek organizasyonda 1 koyup 20 kazandı.

2012’de Ukrayna ve Polonya tarafından organize edilecek olan Euro 2012 için yapılan tahmini ciro 3 milyar dolar. Yani Euro 2008’e göre 2.2 kat daha yüksek bir rakam. Aynı orantıyı 2016 için yaparsak artık UEFA’nın Fransa’da “Bereket versin” diyeceği rakamın en basit tahminle 6.5 milyar Euro’yu bulması işten bile değil.

Krizle boğuşan ve her kuruşun hesabını yapan Avrupa’nın böyle bir rakamı Türkiye’ye vermek isteyeceğinden ben baştan beri emin değildim. Sonunda bize Turist Ömer’in o meşhur repliğini tekrarlamaktan başka yapacak bir şey de kalmadı: Bu da mı gol değil be!

FUTBOL İTHALATINA DEVAM

Peki bundan sonra ne olacak? Futbolu bir “ihracat kalemi” haline getirmemizi sağlayacak olan bir organizasyon kaçtı. “Belki bir Şampiyonlar Ligi Finali kapar mıyız” diye bakacağız anlaşılan. Onu da yapamazsak, futbolu ithal etmeye devam edeceğiz. Sonuçta dünyanın en büyük üçüncü futbol ithalatçısı, ya da daha açık bir ifadeyle futbolda dünyanın en müsrif üçüncü ülkesiyiz. Bizim önümüzde kim mi var? İspanya ve Almanya.

21 AKILLI, 11 MÜSRİF ÜLKE

Futbol istatistikleri sitesi Transfermarkt’ın verilerine göre, dünyada 21 ülke için futbol bir ihracat kalemi. Türkiye ise maalesef bu ülkelerden biri değil. Brezilya’nın yıllık net futbol ihracat geliri 95 milyon euroyu, Arjantin’in 66 milyon euroyu bulurken, İspanya en büyük futbol ithalatçısı olarak öne çıkıyor. İspanya’nın futbol piyasasına yaptığı yıllık harcama 200 milyon euroyu buluyor. Onu 98 milyon euroluk futbolcu ithalatıyla Almanya izliyor. Türkiye ise yabancı futbolculara ödediği yıllık 41 milyon euro (yaklaşık 82 milyon lira) ile dünyanın en büyük üçüncü futbol ithalatçısı. Bizi Fransa, Rusya, Yunanistan ve İngiltere izliyor. Sonra ise Belçika ve İtalya.

Fakat bu ülkelerin futbolcu ithalatından sağladığı faydayı göz önüne alınınca bu listede kaybeden sadece üç ülke olduğu ortada. Türkiye, Rusya, Yunanistan ve Belçika. Çünkü diğer ülkelerin liglerinin sadece televizyon haklarını satarak elde ettiği gelir, milyarlarca doları buluyor. Türkiye’nin dahil olduğu dörtlü grup izlenme oranları bazında da ithalatçı olmaktan kurtulamıyor. İşte bu nedenle dünyada ve Avrupa’da futbolun kaderini bu beşli grup (İspanya, İtalya, Almanya, Fransa ve İngiltere) belirliyor.

TRANSFERLERİ BİR DE BU GÖZLE OKUYUN

Şimdilik bunu değiştirecek gibi görünen pek bir şey de yok ufukta. Mehmet Topal’ın Valencia’ya ihracı, Arda’nın ise yılan hikayesi kıvamındaki Ada yolculuğu olasılığı belki bu yıl kaderimiz değişir diye umutlandırsa da, özellikle 3 büyük kulübün transfer dedikoduları şimdiden ayyuka çıkmış durumda. İsrafa yeni ithalat kalemleri eklemek için yine taraftarlar arasında infial yaratacak isimler havada uçuşmaya başladı bile.

PLATİNİ’NİN ‘ŞOK’ AMA ÇOK AÇIK SÖZLERİ…

Peki alınacak futbolcular, milyonlarca Euro’nun kimin hanesine yazılmasını sağlayacak? Yani bu dünyanın en akıllı futbol ülkeleri kimler? Tabii ki tartışmasız listenin en başında Brezilya var. Brezilya, yılda yaklaşık 95.4 milyon Euro’luk net futbol ihracatı gerçekleştiriyor. Onu 66.6 milyon Euro’luk gelirle Arjantin ve 24.2 milyon Euro’luk net gelirle Hollanda izliyor. Hatta kültüründe futbol olmayan Japonya bile 9.1 milyon liralık gelir sağlıyor futbolcu transferlerinden. Sonuç olarak altyapısı olmayan, dünyaya futbolcu ihraç edemeyen bir ülke olarak Türkiye’yi bir futbol ülkesi olarak kabul etmek doğru mu? Burası tartışılır. Bu seyir organizasyonunun çevresinde oluşan 1 milyar dolarlık ekonomi bu işin tek tesellisi. Fakat bu tip organizasyonlarda sözü geçen bir ülke olmak için o beşli grubun içerisinde yer almak gerekiyor. “Sıradaki başkan Türk olursa siz de Avrupa Şampiyonası ev sahipliğini kazanabilirsiniz.”

İşte Avrupa Futbolu’nun Fransız patronu Platini’nin yaptığı ‘şok’ açıklamanın anlamı da tam olarak bu. Yani Türk Futbol A.Ş., Avrupa Futbol A.Ş.’nin CEO’luk koltuğuna bir Türk CEO oturttuğu zaman, Türkiye için de Avrupa Şampiyonası evde oturup izlenen bir hayal olmanın ötesine geçebilir.

berkaya@haberturk.com

Yuh olsun sana Platini!

Mayıs 28th, 2010 |

HABERTURK.COM Spor Müdürü Erdem Erol yazdı…28/05/10 18:17 İlgili HaberlerErzik emekli olmalı!Suçlu Erzik!20 yıldır ne faydasını gördük?Platini ne demek istedi?Tüm ilgili haberlerUEFA Başkanı Fransız…
İkinci başkanı Türk…
Oylama sonucu 7’ye 6…
Kazanan Fransa!

En son söylenecek sözü en başta söylüyorum:
Tek kelimeyle ‘Yazıklar olsun’ diyorum.
Ama en fazla Platini’ye yazıklar olsun.

20 yıldır ne faydasını gördük?

Mayıs 28th, 2010 |

Spor yazarı Yemen Ekşioğlu, “Oraya daha bir masaya yumruğunu vuran adam lazım” dedi.28/05/10 20:15 İlgili HaberlerErzik emekli olmalı!Suçlu Erzik!Yuh olsun sana Platini!Platini ne demek istedi?Tüm ilgili haberlerHTSPOR.COM

Fanatik Gazetesi Spor Yazarı Yemen Ekşioğlu, EURO 2016 adaylığımızda Şenes Erzik’in etkisiz kaldığını vurgulayarak, “20 yıldır orada, ne faydası oldu? 20 senedir Şenes Erzik’in ne faydasını gördük de, şimdi faydasını göreceğiz” dedi.

“NE FAYDASINI GÖRDÜK?”

“Şenes Erzik’in bize nerede faydası oldu? 20 yıldır orada, ne faydası oldu? 20 senedir Şenes Erzik’in ne faydasını gördük de, şimdi faydasını göreceğiz. Oraya daha bir masaya yumruğunu vuran adam lazım. Şampiyonlar Ligi finalini Olimpiyat Stadı’na aldıysa aldı bir tek. Orada da Şenes Erzik’in ağzına bir parmak bal çaldılar. Bizim Şenes’imiz bu, biz haddimizi bileceğiz. Yeni bir Şenes Erzik yetiştirmedi ki. Veya yanına alıp götürdü mü? Gel kardeşim sende buradan alıp devam et dedi mi?

Suçlu Erzik!

Mayıs 28th, 2010 |

Halil Özer yazdı…28/05/10 18:27 İlgili HaberlerErzik emekli olmalı!20 yıldır ne faydasını gördük?Yuh olsun sana Platini!Platini ne demek istedi?Tüm ilgili haberler2016 Avrupa Şampiyonası Fransa’ya gitti. Ama nedense kimse şaşırmadı. Dosya filan önemli değil. Hele milyonlarca dolar harcanarak hazırlanan sunumlar hiç önemli değil. Oraya giden 13 kişilik icra kurulu üyelerinin oyları zaten belliydi. Bağlanan bağlanmıştı. Bize de ağlamak düştü.

Bir oy farkla bu seçimi kaybettik. Ama ben bu az oy farkına rağmen bu işin hiçbir şekilde son derece demokratik bir ortamda yapıldığı inancında değilim. Seçim günü, baştan aşağıya ‘Platini şov’ olarak geçti. Üyeleri göz göre göre etki altına aldı. Bizim Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül salona geldiğinde kılını kıpırdatmadı. Sarkozy gelince onu icra kurulu üyeleri ile tek tek tanıştırdı. Sarkozy çok karizmatik bir lider. Beden dilini iyi kullanıyor. Platini geliyor üyeleri Sarkozy ile tanıştırıyor. Ve bu tanıştırma bile planlı bir tanıştırma. Tamamen etkileme senaryosu. Hatta Platini orada kimlerin ‘kararsız’ olduğunu bile biliyordu ve Sarkozy’yi bu konuda uyarmıştı. Ve eminim Sarkozy o selamlaşmada, o kararsız üyeler ile muhtemelen daha fazla konuşmuş ve ilgi göstermiştir. Ve etki altına alması da çok kolay olmuştur. Zaten on dakika sonra oylama var. Bir kişiyi bile etkilese sonucu değiştirebilirdi. Nitekim de öyle oldu.

Biz her şeyi yaptık ama bunu yapamadık. Yapma şansımız da fazla yoktu zaten. Platini tüm gücünü ve iktidarını kullandı. Peki ikinci başkan Şenez Erzik etkili olamaz mıydı? Sayın Gül’ü Platini yerine kendisini icra kurulu üyeleri ile neden tek tek tanıştırmadı? Bence bunu yapabilirdi. Erzik UEFA’da Platini’den daha etkili ve daha eski. Özellikle yaşlı üyeler üzerinde belirgin bir gücü var. Ama bu gücünü kullanmadı. Son gün Platini’nin yaptıklarına seyirci kaldı. Kılını kıpırdatmadı. Böyle durumlarda eğer kimliğin Türkse ve böyle bir olay yaşanıyorsa ‘tarafsızlık’ filan kalmaz. Ama Erzik sürekli “Ben tarafsızım, müdahale etmem ayıp olur” sözleri ile seyirci kalmayı istedi. Eğer böyle bir günde Türkiye’ye faydası olmuyorsa söylenecek ne kalıyor geriye bilemiyorum. Hiç olmazsa bir gün etliye sütlüye karış. Başkanı Platini koltuğunu ve gücünü herkesin gözü önünde, açıkça, çatır çatır kullanırken Erzik’in bu denli sessiz kalması nasıl açıklanabilir? Muhtemelen Erzik, Türkiye kaybederse ihalenin kendisine kalacağını biliyordu. Tepkileri de tahmin ediyordu. Ama buna rağmen sessiz kalmak olacak iş değil. Neyin hesabı belli değil.

Tabii ki Erzik’e sadece biz değil bütün federasyon tepki gösteriyor. Orada yaşananlara bire bir şahitler. Erzik’in UEFA’nın Alman İcra Kurulu üyesi Teo Zwanziger ile temasa geçmesi, ikna etmesi federasyon tarafından istendi. Daha doğrusu rica edildi. Ama konuşup konuşmadığı belli değil. Ama oylamadan sonra Zwangier’in Fransa için oy kullandığı ortaya çıkınca federasyon tarafından yapılan yorumu varın siz tahmin edin. Elbette Erzik her şeyi fair-play çerçevesinde düşünüyor olabilir. Buna saygı göstermemek mümkün değil. Ama eğer başkan Platini açıkça bu kuralı ihlal ediyorsa, fair-play’i unutup sadece kendi ülkesinin çıkarlarını gözetmek adına herkesin gözü önünde çalışıyorsa o zaman o koltuktan ayağa kalkıp devreye girmek gerekir. Ya da bunu da yapmıyorsan ille de “Ben tarafsızım” diyerek kendi ülkenin haklarını korumuyorsan ve bu tiyatroyu izliyorsan oylamadan sonra hemen istifa edip İstanbul’a geri dönmek kaçınılmaz olur. Ama sayın Erzik bunu yapacak mı merak ediyorum.

Platini ilk seçildiği gün ben de oradaydım. Zagreb’de. Şu konuşmayı yaptığını çok iyi hatırlıyorum. “Futbol ufkumuz sadece birkaç ülke ile sınırlı kalmayacak. Futbolun Avrupa’da çok geniş bir çerçevede yayılması için çaba harcayacağım” dedi. Yani futbolu İngiltere, Fransa, İspanya ve Almanya ile İtalya’nın hegomonyasından kurtaracağının ve daha geniş bir kitle ile farklı ülkelerin ‘topa girmesini’ sağlayacağının sözünü vermişti. Tamamen idealistti. Ancak perde arkasında yaşanan o kadar çok olay vardı ki, bu idealist düşünceler daha o konuşma biter bitmez sona ermişti. FIFA Başkanı Blatter ve UEFA Başkanı Platini. İkisi de birbirinin seçiminde büyük rol oynadı. Kendilerini seçtirenlere büyük ödünler verdiler. Önce Güney Afrika’ya Dünya Kupası verdiler. Ardından hastanesi ve yolu bile olmayan (UEFA raporu böyle diyor) Ukrayna’ya Polonya ile birlikte Avrupa Şampiyonası uzattılar. Bu kumpasları bizim bozma şansımız hiç yok. Neyin ne olacağı, hepsi onların elinde, cebinde. Körler sağırlar birbirini ağırladı! Hepsine hayırlı olsun.

Son olarak şu var… Kesin olarak aynada kendimize bakmalıyız. Türkiye için tarihi bir olay ve medyaya bakın. Küçücük bir kutu olarak 2016 seçimini haber yapanlar bile var. Sayfalarda arayıp bulmak mümkün değil. Bu denli tarihi bir olayı ‘palavra’ transfer haberlerinin arasında küçük bir lokma yapmışlar. Hatta şunu söylüyorum ve bu kadar da ileri gidiyorum. Türkiye bu organizasyonu alamadığı için bayram eden basın mensupları bile var! Biz kendimize sahip çıkmıyoruz ki UEFA sahip çıksın.

Erzik emekli olmalı!

Mayıs 28th, 2010 |

Futbol Federasyonu ve Fenerbahçe Kulübü eski yöneticilerinden Tahir Kıran, tam anlamıyla Şenes Erzik’i topa tuttu.28/05/10 21:17 İlgili HaberlerSuçlu Erzik!20 yıldır ne faydasını gördük?Yuh olsun sana Platini!Platini ne demek istedi?Tüm ilgili haberlerHTSPOR.COM

EURO 2016′nın Fransa’ya kaptırılmasından sonra UEFA 2. Başkanı Şenes Erzik’e yapılan eleştirilerin ardı arkası kesilmiyor.

Futbol federasyonu ve Fenerbahçe Kulübü eski yöneticilerinden Tahir Kıran, UEFA 2. Başkanı Şenes Erzik’i ağır şekilde eleştirdi. Kıran, “Kesinlikle Şenes Erzik suçludur. Elinden geleni yapması gerekirdi, bu işi bitirmesi gerekirdi. Bundan sonra bence Şenes Erzik emekli olmalı. Artık kenara çekilmeli. Ama bu tarz insanlar kendi yerlerine adam yetiştirmezler. Alternatif yaratamazlar” dedi.

“AHDE VEFA GÖSTERMEDİ”
“Kesinlikle Şenes Erzik suçludur. Elinden geleni yapması gerekirdi, bu işi bitirmesi gerekirdi. Eğer Haluk Ulusoy TFF Başkanı olsaydı 2016 kesinlikle bizim olurdu. Şenes Erzik çok şeyleri eksik yaptı. Aslında yapması gerekenleri zamanında yapmadı. En basitinden zamanında göstermesi gereken vefayı göstermedi. Zamanı geldiği zaman oda ceremesini çekecektir mutlaka. Çünkü onu oraya gönderenlere ahde vefa göstermedi. Haluk Ulusoy memleket memleket Şenes Erzik oraya seçilsin diye gezdi. Platini’den fazla oy aldı Şenes Erzik. Şenes Erzik’in orada bütün ağırlığını koyup, 2016’yı Türkiye’ye getirmesi lazımdı.

“EMEKLİ OLMALI AMA..”
Bundan sonra bence Şenes Erzik emekli olmalı. Artık kenara çekilmeli. Onun gibi birkaç kişi daha kenara çekilmeli. Türk futbolunun önü açılmalı. TFF başkanı kesinlikle seçimle gelmemeli. Kesinlikle Başbakan, Cumhurbaşkanı veya Baklanlar Kurulu atamalı. Çünkü bu seçim süreci devam etiği sürece kulüplerin TFF üzerindeki hegemonyası bitmeyecek.

“Bak şu cezayı verirseniz seçime gideriz, imza toplarız, şunu yaparız, bunu yaparız. Bizim maçımıza şu hakemi vermezsen…” falan gibi işleri bitirecekler. Bu işler nasıl biter, ya Başbakan ya Cumhurbaşkanı ya Bakanlar Kurulu oraya birini atar. Ondan sonrada tartışma kalmaz.

“TÜRK FUTBOLUNU GEREKTİĞİ GİBİ TEMSİL ETMİYOR”
Bunun içinde Şenes Erzik’ten başlayıp yukarıdan aşağıya kadar organize edilmesi lazım. Başta Şenes Erzik. Bizim Türk toplumunda en önemli değerlerden bir tanesi ahde vefadır. ‘Ben koltuğuma oturayım da kime ne olursa olsun’ tavrını bırakacaksın. Öyle bir şey yok. Şenes Erzik orada Türk futboluna yapması gereken şeyleri yapmıyor. Türk futbolunu gerektiği gibi temsil edemiyor. Şimdi diyeceksin ki ‘Şenes Erzik orayı bırakırsa, kim olacak?’ Buradan bakarsan da kötü.

“KENDİ YERLERİNE ADAM YETİŞTİRMEZLER”

Kendi yerine adam yetiştirmedi zaten. Bu tarz insanlar kendi yerlerine adam yetiştirmezler. Alternatif yaratamazlar. Bu böyle geldi böyle gider Şenes Erzik’i daha organize etmek lazım. Daha ön plana çıkması için kendisini teşvik etmek lazım. Şenes Erzik’i oradan istifa ettirirsen, yerine adam koymanda çok zor. Önemli olan Şenes Erzik’i topa sokmak, topa sokturabilmek. Tabiri caizse kafasını tekmeye sokacak.

2016’yı kurtaracak, bu Türkiye’de olacak diyecek. Ağırlığını koyacak. Platiniye, “Sen başkansın. 2016 Türkiye’de olsun, 2020 Fransa’da osun. Yapma gözünü seveyim biz bir daha bunu göremeyiz. Bak yaşımız 60 oldu 70 oldu. Biz bir daha göreremeyiz. Şunu bir görelim” diyecek. Yani ağırlığını koymasını lazım.

 

- Toplist
Zirve100 Sayac
WebServis.Gen.Tr gazeteler bedava sms gzel szler tckimlik melodi polifonik melodi mp3 komik salk iq testi
tc kimlik bedava polyphonic melodi oyun hileleri TC kimlik no