Nick :  Sifreniz :  
Sohbet

Zuha

mIRC Kalpler
Radyo Hiper TRmIRC Besiktas
Oyun mIRCiRC GonuL Fenerbahce
Zurna Bursa Izmir Galatasaray

İsmi olmayan şiirler 2

Nisan 4th, 2010 |

Sabah iskambil atar kahvede, aksam domina…

……….

Koylunun bir seyi yok, sihhati, ahlaki bitik;
Bak o sirtindaki mintan bile tiftik tiftik.

Bir kemik, bir deridir olmedi kaldiysa diri;
Nerde evvelki refahin ancak onda biri?

Dam cokuk, arsa rehin, bahceyi icra ister;
Bir kalem borca bedel faizi defter defter!

Hic bakim gormediginden mi nedendir, toprak,
Verilen tohmu da inkar edecek, oyle corak,

Bire dort aldigi yil koylu emin ol, kudurur:
Har vurur bitmeyecekmis gibi, harman savurur.

Ugramaz, gun kavusur, citine yahut evine;
Sabah iskambil atar kahvede, aksam domine.

Muhtasar, gayr-i mufid ilmi kadardir dini;
Ne evamir, ne nevahi, secemez hicbirini.

Namazin semtine bayramlarda ugrar sade;
Hic su gormez yuzunun dusmanidir seccade.

Hani, uc bes kisiden fazla musalli arama;
Mescid ambarlik eder, baska ne yapsin, imama!

Okumak bahsini gec, Cunku o defter kapali,
Bir redif zabiti mektepleri debboy yapali,

Sitma, fuhus, icki, kumar, turlu fecayi’ salgin…
Sonra soylenmiyecek sekli de var hastaligin.

Bir taraftan bulanir levse hesapsiz namus;
Bir taraftan serilir topraga milyonla nufus.

……….
ASiM: SAFAHAT-6.Kitap
1919

Mehmet Akif Ersoy

ismi olmayan ÅŸiirler 1

Nisan 4th, 2010 |

‘Hurriyeti aldik! ‘ dediler, gaybe inandik;
‘Eyvah, bu bazicede bizler yine yandik! ‘

Cem’iyyete bir firka dedik, tefrika cikti:
Sapsaglam iken milletin erkanini yikti.

‘Turan ili’ namiyle bir efsane edindik;
‘Efsane, fakat, gaye! ‘ deyip az mi didindik?

Kac yurda veda etmedik artik bu ugurda?
Elverdi gidenler, aciyin eldeki yurda!

istanbul
Kanunuevvel 1334
1918

Mehmet Akif Ersoy

NEVRUZ `a

Nisan 4th, 2010 |

İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum, Nevruz?
Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit işde gerek.
Lafı bol, karnı geniş soyları taklid etme;
Sözü sağlam, özü sağlam, adam ol, ırkına çek.

Mehmet Akif Ersoy

istiklal Marşı – Mehmet Akif ERSOY

Nisan 4th, 2010 |

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal,
Hakkıdır, Hak’ka tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım;
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar.
‘Medeniyyet! ‘ dediÄŸin tek diÅŸi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
DoÄŸacaktır sana vaadettiÄŸi günler Hak’kın;
Kimbilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!
Düşün, altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı;
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi ÅŸudur ancak emeli;
Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar ki ÅŸahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli

O zaman vecd ile bin secde eder varsa taşım;
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerret gibi yerden naşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal!
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hak’ka tapan milletimin istiklal!

Mehmet Akif Ersoy

Fatih camii

Nisan 4th, 2010 |

EÄŸildi sonra o daÄŸlar huzurunda ALLAH’ın
Kapandı secdeye sonra korkusuyla ALLAH’ın
İnayetiyle ALLAH kaldırınca herbirini
Semaya doğru o dağlar da açtı ellerini
O anda yüreklerden öyle dehşetli bir feryat koptu
Ki ruhum sonsuza dek hatırlayacak bunu!
Kesildi bir aralık inleyen hüzünlü sesler…
Ne oldu ArÅŸ’a kadar yükselen o yanıp yakılmalar,
O coşku içindeki iman?

Evet! çaÄŸlayarak iÅŸte rahmeti ALLAH’ın…
Bütün yüreklere serpildi kubbeden bir ruh
güvenmenin, huzurun ruhu…

Mehmet Akif Ersoy

EDİRNE

Nisan 4th, 2010 |

Edirne kal’asıdır gördüğün hisar-ı mehib
Şu zirvesinde biten simsiyah ağaç da salib
Murad-ı evveli koynunda gezdiren tepeler
Nasıl rüku ediyor Ferdinand’a bak bu sefer
Bizim midir sanıyorsun şu yükselen bayrak?
Çeken Savof, Lala Şahin değil kuzum, iyi bak
Edirne! İşte o islamın ahenin suru
Edirne! İşte o şarkın cebin-i mağruru
İkinci aÅŸr-ı tealisi Al-i Osman’ın
Birinci mevki-i feyyazı belki dünyanın
Edirne! İşte o şarkın demir kilidi
Sefil ayakları altında Bulgar’ın ÅŸimdi
Muzaffer ordusu hakkıyla(!) intikam alıyor
Kadın, kız, çoluk, çocuk, erkek ne bulsa parçalıyor
Bu katliama da razıyım ihtiram olsa
Harim-i dini de geçtik harim-i namusa
Şu dört minareli cami ki yoktu hiçbir eşi
Ki parlıyordu hilalinde sanatın güneşi
Salibi sineye çekmiş de bekliyor.Nevmid

Mehmet Akif Ersoy

Cenk Marşı

Nisan 4th, 2010 |

Ey sürüden arkaya kalmış yiğit
Arkadaşın gitti haydi sen de git
Bak ne diyor ceddi ÅŸehidin iÅŸit
Haydi git evladım uğurlar ola
Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
Uğurun açık olsun uğurlar ola.

Eşele bir yerleri örten karı
Ot değil onlar dedenin saçları
Dinle şehit sesleridir rüzgarı
Haydi git evladım uğurlar ola
Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek on safa geçmiş bulun
Uğurun açık olsun uğurlar ola
Haydi levent asker uÄŸurlar ola

Yerleri yırtan sel olup taşmalı
Dağ demeyip taş demeyip aşmalı
Sende ki coşkunluğa er şaşmalı
Kahraman askerim uÄŸurlar ola
Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
Haydi levent asker uÄŸurlar ola
Haydi git evladım uğurlar ola.

Mehmet Akif Ersoy

Çanakkale Şehitlerine

Nisan 4th, 2010 |

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiÄŸi vahÅŸetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba ÅŸimÅŸekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiÅŸ tipidir: Savrulur enkaaz-ı beÅŸer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yaÄŸan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
BeÅŸerin azmini tevkif edemez sun’-i beÅŸer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiÄŸnetme’ dedi.
Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiÅŸ gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, daÄŸlar, taÅŸlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar ÅŸanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiÄŸin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen maÄŸribi, akÅŸamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Åžarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuÅŸatmış, boÄŸuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taÅŸacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey ÅŸehid oÄŸlu ÅŸehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

Bir Gece

Nisan 4th, 2010 |

On dört asır evvel yine bir böyle geceydi
Kumdan ayınon dördü bir öksüz çıkıverdi
Lakin o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler
Halbuki kaç bin senedir bekleşmedelerdi
Nerden görecekler göremezlerdi tabi
Bir kere zuhur ettiği çöl en sapa yerdi
Bir kere de ma’mure-i dünya ozamanlar
Buhranlar içindeydi bugünden de beterdi
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta
DiÅŸsiz mi bir insan onu kardeÅŸleri yerdi
Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin
Salgındı bugün Åžark’ı yıkan tefrika derdi

Derken büyüyüp kırkına gelmişti ki öksüz
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi
Bir nefhada kurtardı insanlığı o masum
Bir hamlede kayserleri kisraları serdi
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi
Zulmün ki, zeval akılına gelmezdi, geberdi
Alemlere rahmetti evet şer-i mübini
Åžehbalini adl isteyenin yurduna gerdi
Dünya neye sahipse onun vergisidir hep
Medyun O’na cemiyeti medyun O’na ferdi
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyyet
Ya Rab! Bizi mahÅŸerde bu ikrar ile haÅŸret

Mehmet Akif Ersoy

BAYRAM

Nisan 4th, 2010 |

Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır;

Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır!

Bayramda güler çehre-i mâ’sûm-i sabâvet,

Ümmîd çocuk sûret-i sâfında ıyandır

Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda;

Her dîdede bir rûh demâdem cevelândır.

Âlâm-ı hayâtın iki kat büktüğü ecsâd

Feyzindeki te’sîr ile âsûde revandır.

Ferdâ-yı sükûn perveridir sâl-i cidâlin,

Nevmîd düşen kalbe ümîd-âver-i candır.

Heycâ-yi maîşetteki feryâd-ı mehîbin

Dünyâda biraz dindiği an varsa bu andır.

Subhunda bahârın şu sabâhat bulunur mu?

Bak çehre-i gabrâya: Nasıl şen, ne civandır!

Her sînede bir kalb-i meserret darabanda,

Her kalbde bir âlem-i eşvâk nihandır.

Raksân oluyor cünbüş-i dûşiyle anâsır,

Gûya ki bütün sadr-ı zemin pür-galeyandır.

Eşbahı da cûşân ediyor feyz-i mübîni,

Yâ Rab bu nasıl rûh-i avâlim-sereyandır!

Bayramda gelir yâ da ne hoş hâtıralar ki:

Bin ömre verilmez, o kadar kadri girandır,

Iydin bana dâim görünür levh-i kerîmi:

Mâzî-i tufûliyyetimin yâd-ı besîmi.

Birinci gün hava bir parça nâ-müsâiddi;

İkinci gün açılıp, sonra pek güzel gitti.

Dedim ki: ‘Fâtih’e çıksam yavaşça, bir yanda

Durup o âlemi seyreylesem de meydanda,

Ziyâret etsem ehibbâyı sonradan… HoÅŸ olur.

Bütün gün evde oturmak ne olsa pek boÅŸtur. ‘

Bu arzû-yi tenezzüh gelince, artık ben

Durur muyum? Ne gezer! Fırladım hemen evden.

Gelin de bayramı Fâtih’te seyredin, zirâ

Hayâle, hâtıra sığmaz o herc ü merc-i safâ,

Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan

Tutun da, tâ dedemiz demlerinden arta kalan,

Asırlar ölçüsü boy boy asâli nesle kadar,

Büyük küçük bütün efrâd-i belde, hepsi de var!

Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,

İçinde darbuka, teflerle zilli şakşaklar,

Biraz gidin; Kocaman bir çadır… Önünde bütün,

Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için

Nöbetle bekleşiyorlar. Acep içinde ne var?

‘Caponya’dan gelen insan suratlı bir canavar! ‘

Geçin: sırayla çadırlar. Önünde her birinin.

Diyor: ‘Kuzum, girecek varsa durmasın girsin.’

Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir îlân,

‘Alın gözüm buna derler…’ sadâsı her yandan.

Alettirikçilerin keyfi pek yolunda hele:

Gelen yapışmada bir mutlaka o saplı tele.

Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi

İnince binmede artık onun da hemşerisi:

‘Hak okka çünkü bu kantar… Frenk îcâdı gıram

DeÄŸil! Diremleri dörtyüz, hesapta ÅŸaÅŸmaz adam.’

- Muhallebim ne de kaymak!

- Şifalıdır macun!

- Simit mi istedin aÄŸa?

- YokmuÅŸ onluÄŸun, dursun.

O başta: Kuşkunu kopmuş eğerli düldüller,

Bu başta: Paldimi düşmüş semerli bülbüller!

Baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar,

Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;

Sağında atlıkarınca, solunda tahtırevan

Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte kolan

Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer…

Ferâğ-ı bâl ile birden geviş getirmedeler.

Koşan, gezen, oturan, mâniler düzüp çağıran.

Davullu zurnalı ‘dans’ eyliyen, coÅŸup bağıran,

Bu kâinât-ı sürûrun içinde gezdikçe,

Çocukların tarafındaydı en çok eğlence,

Güzelce süslenerek dest-i nâz-ı mâderle;

Birer çiçek gibi nevvâr olan bebeklerle

Gelirdi safha-i mevvâc-ı ıyde baÅŸka hayât…

Bütün sürûr u şetâretti gördüğüm harekât!

Onar parayla biraz sallandırdılar… Derken,

Dururdu ‘Yandı! ‘ sadâsıyle türküler birden,

- Ayol, demin daha yanmıştı a! Herif sen de,

- Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de.

‘Deniz dalgasız olmaz

Gönül sevdasız olmaz

Yâri güzel olanın

Başı belâsız olmaz!

Haydindi mini mini maÅŸallah

KavuÅŸuruz inÅŸallah…’

Fakat bu levha-i handâna karşı, pek yaşlı,

Bir ihtiyar kadının koltuğunda gür kaşlı,

Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor.

Gelen geçen ‘Bu niçin aÄŸlıyor? ‘ deyip soruyor.

- Yetim ayol… Bana evlâd belâsıdır bu acı

Çocuk deÄŸil mi? ‘Salıncak’ diyor…

- Salıncakçı!

Kuzum, biraz da bu binsin… Ne var sevâbına say…

Yetim sevindirenin ömrü çok olur…

- Hay hay!

Hemen o kız da salıncakçının mürüvvetine

Katıldı ağlamıyan kızların şetâretine.

MEHMET AKİF ERSOY

 

- Toplist
Zirve100 Sayac
WebServis.Gen.Tr gazeteler bedava sms güzel sözler tckimlik melodi polifonik melodi mp3 komik saðlýk iq testi
tc kimlik bedava polyphonic melodi oyun hileleri TC kimlik no