Nick :  Sifreniz :  
Sohbet

Zuha

mIRC Kalpler
Radyo Hiper TRmIRC Besiktas
Oyun mIRCiRC GonuL Fenerbahce
Zurna Bursa Izmir Galatasaray

Gül’den 1 Mayıs mesajı

Nisan 30th, 2010 |

1 mayıs acıklaması


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu yılki 1 Mayıs kutlamalarının sınav niteliğinde olduğunu bildirdi.
30 Nisan 2010 Cuma, 16:12:30
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu yılki 1 Mayıs’ın aynı zamanda sendikalar ve çalışanlar için bir sınav olacağını belirterek, ”Özellikle İstanbul’da kutlanırken geçmişteki tüm olumsuzlukları unutturacak, üzerine sünger çekecek ve emeğin saygınlığını en iyi şekilde sembolize edecek bir kutlama olacağını ümit ediyorum” dedi.

Gül, bu yılki 1 Mayıs’ın sendikalar ve çalışanlar için bir sınav olacağını belirterek, ”Özellikle İstanbul’da kutlanırken geçmişteki tüm olumsuzları unutturacak, üzerine sünger çekecek ve emeğin saygınlığını en iyi şekilde sembolize edecek kutlama olacağını ümit ediyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, güven mektubunu sunan Uganda’nın Ankara Büyükelçisi Muhammed Ahmed Kisuule’yi kabulünden önce, gazetecilerin sorusu üzerine, yarın kutlanacak 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü ile ilgili mesajını verdi.

1 Mayıs’ın, bütün emekçi ve çalışanlara kutlu olmasını dileyen Gül, bu yılki 1 Mayıs’ın sendikalar ve çalışanlar için bir imtihan olacağını söyledi.

İstanbul Taksim’deki kutlamalarla ilgili görüşlerini de açıklayan Gül, ”Özellikle İstanbul’da kutlanırken geçmişteki tüm olumsuzları unutturacak, üzerine sünger çekecek ve emeğin hakkını, emeğin saygınlığını en iyi şekilde sembolize edecek kutlama olacağını ümit ediyorum” diye konuştu.

Emekçilerin, alın terinin ve hakkının çok kutsal olduğunu vurgulayan Gül, ”Tüm emekçilerin sorunlarının çözümüyle ilgili ne yapmamız gerekiyorsa el birliği içinde yapmamız gerek. Herkes emekçi aslında, bizler de sizler de emekçi, herkes emekçi. O bakımdan herkesin bayramı olması gerekiyor.”

32 YIL SONRA TAKSİM

Nisan 30th, 2010 |

1 mayıs

Taksim Meydanı 1 Mayıs’ı kutlamak için 32 yıl sonra sendikalara, emekçilere, sivil toplum kuruluşlarına ve tüm halka açık…
01 Mayıs 2010 Cumartesi, 00:42:32
Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü nedeniyle 6 işçi ve memur konfederasyonu tarafından ortak hazırlanan kutlama etkinliği, saat 10.00′da başlayıp 16.00′da bitecek.

Konfederasyonlar, 1 Mayısta Taksim Meydanı’na 3 ana koldan girecek. Emekçiler belirlenen noktalarda, saat 10.00′dan itibaren toplanmaya başlayacak. DİSK ve KESK Şişli-Mecidiyeköy güzergahından, Türk-İş ve Kamu-Sen Unkapanı Köprüsü üzerinden, Hak-İş ve Memur-Sen de Dolmabahçe’den saat 11.00′da yürüyüşe başlayacak.

Türk-İş ile birlikte CHP, ÖDP, İP, EMEP, Türkiye Birleşik İşçi Partisi, Halkın Kurtuluş Partisi, İşçi Cephesi ve Atatürkçü Düşünce Derneği yürüyecek. Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), DSP, Türkiye Değişim Hareketi, odalar ve dergiler DİSK ve KESK ile TKP de Hak-İş ve Memur-Sen ile birlikte yürüyerek Taksim’e çıkacak.

3 koldan gelen yürüyüş kortejlerinden Şişhane’den alana girecek olan grup Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü önünde, Şişli’den gelen grup Harbiye’de TRT önünde, Dolmabahçe’den gelen grup da Gümüşsuyu İTÜ önünde arama noktasından geçecek.

Her 3 grup Taksim’e giriş noktasında bekletilecek. Şişhane yönünden gelen grup çiçekçilerin önünde, Şişli’den gelen grup PTT önünde, Dolmabahçe’den gelen grup da Vakıflar Bankası önünde bekleyecek.

Burada yapılacak anons ile konfederasyonların ve sendikaların genel başkanları, siyasi parti temsilcileri, bakanlar, milletvekilleri ve yabancı konuklar saat 12.00′de Kazancı Yokuşu’na gelerek 1977 yılı 1 Mayısında hayatını kaybeden emekçileri anmak için saygı duruşunda bulunup karanfil bırakacak. Ardından sadece konfederasyonların genel başkanları Taksim Meydanı’ndaki Cumhuriyet Anıtı’na 1 Mayıs çelengini bırakacak ve burada İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından saygı duruşunda bulunacak.

Buradaki törenin ardından konfederasyon ve sendika genel başkanları, siyasi parti temsilcileri, AKM önüne kurulan kürsünün önünde yerini alacak. Kortejler ise saat 12.20 ile saat 13.00 arasında alanda kendileri için belirlenen yerlerde yerlerini alacak. Türk-İş ve Kamu-Sen alanın ortasında, Hak-İş ve Memur-Sen alanın sağında, DİSK ve Kesk ise solunda yerini alacak.

Kortejlerin yerini almasının ardından etkinlik programı saat 13.00′de başlayacak. Türk-İş ve DİSK’ten birer işçi, ortak hazırlanan 1 Mayıs bildirisini okuyacak.

TİMUR SELÇUK 1 MAYIS MARŞI’NI ÇALACAK
Ardından Timur Selçuk ve Ruhi Su Korosu konser verecek. Selçuk, kürsüye kurulan piyano eşliğinde 1 Mayıs Marşı’nı çalıp söyleyecek.

Konserin ardından 6 işçi ve memur konfederasyonu genel başkanları 5′er dakikalık konuşma yapacak.

Etkinlik, verilecek konserin ardından sona erecek.

Alandaki gruplar da Taksim’den Şişli istikametine, Tarlabaşı üzerinden Aksaray yönüne, Mete Caddesi’nden de Beşiktaş yönüne doğru dağılacak. Bu üç noktanın dışında diğer tüm güzergahlar yaya ve araç trafiğine kapalı olacak.

Rektör, halkı YGS sonuçlarına karşı isyana çağırdı!

Nisan 30th, 2010 |

Ardahan Üniversitesi (AÜ) Rektörü Prof. Dr. Ramazan Korkmaz, Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nda (YGS) Türkiye başarı sıralamasında Ardahan’ın son 3 il arasında yer almasına tepki göstererek, ”Bu millet bir yemek için yürürken, çocuğunun geleceği için neden yürümüyor? Kendilerini kınıyorum” dedi.
30 Nisan 2010 Cuma, 19:49:57
Prof. Dr. Korkmaz, gazetecilere yaptığı açıklamada, Ardahan’ın YGS’deki durumunun kendilerini derinden üzdüğünü belirterek, vatandaşın bu başarısızlığa tepki göstermesi gerektiğine inandığını söyledi.

Ardahanlı bir grup esnafın, Ardahan Üniversitesinin 2009-2010 eğitim-öğretim yılı açılışı sırasında, Ardahan’a gelen misafirlerin çevre illerde konaklamasına tepki olarak yürüyüş yaptığını anımsatan Rektör Korkmaz, şunları kaydetti:

”Buradan Ardahanlılara sesleniyorum. Bir yemek için yürüyüşe geçen insanlar, çocuklarının bu üniversitedeki durumu için neden yürümüyorlar? Kendilerini kınıyorum. Neden onların geleceği, onların var oluşları, onları ilgilendirmiyor? 3 kuruş onları ilgilendiriyor. Bu duruma duyarsız kalan herkesi kınıyorum.”

”SONUÇ HİÇ DE SÜRPRİZ DEĞİL”

Rektör Korkmaz, Ardahan halkının her şeyden önce eğitimde yaşanan sorunlara el atması gerektiğini de vurgulayarak, ”Ardahan’dan 60 öğretmen tayinci olurken, atanan sadece 3 öğretmen oluyor. Bu durumla nasıl bir sonuç beklersiniz? İşte Ardahanlılar bunun için yürümezse sesleri bu iş için çıkmazsa, durum böyle olur. Sonuç hiç de sürpriz değil” diye konuştu.

Ardahanlıların toplanıp Başbakanlığa çıkmaları gerektiğini savunan Prof. Dr. Korkmaz, ”Ardahan halkı kendi iradesini ortaya koyacak ve gerekirse Sayın Başbakanımıza çıkacak. Hiç kimseyi araya koymadan Başbakanımızla bu konuyu görüşecekler” diye konuştu.

Karabulut davasında dört tahliye

Nisan 30th, 2010 |

Münevver Karabulut’un katil zanlısı Cem Garipoğlu’nun babası dahil 4 tutuklu sanık tahliye edildi.
30 Nisan 2010 Cuma, 17:20:50
Münevver Karabulut’un katil zanlısı Cem Garipoğlu’nun yargılandığı duruşmada tanıklar dinlendi. Bir tanık, Cem Garipoğlu’nu teşhis ederek, “Elinde testere vardı, göz göze geldik” dedi.

Tanıklardan İdris Ciritçi, sanıklardan sadece Cem Garipoğlu’nu tanıdığını belirterek, “Olay günü testere alırken gördüm. Testere sarılmıştı, eline aldı. Nalburdan çıkarken hatta gözgöze geldik. Testerenin poşeti beyaz renkteydi” dedi.

Tanık Onur Şentürk de Münevver Karabulut’u okuldan çıkarken gördüğünü ifade ederek, “Münever’in yanındaki kişinin yüzünü tam olarak hatırlamıyorum. Cem Garipoğlu’na benziyordu” diye konuştu. Tanık Esra Tuncer ise Münevver’in okul arkadaşı olduğunu belirterek, “Münevver ile Cem’in arkadaşlığını biliyordum. Cem ile arkadaşlığını Münevver ile aramızda konuşuyorduk. Münevver bana Cem Garipoğlu’nun olumsuz davranışlarından bahsetmemişti” ifadelerini kullandı. Tanık Pelin Keleş de Cem Garipoğlu’nu tanıdığını anlatarak, “Münevver, Cem Garipoğlu ile arasındaki ufak tefek tartışmalar dışında ciddi birşeylerden bahsetmedi. Münevver’in eteğinin biraz kısa olduğunu, kısa giyindiğinden ‘eteğin çok kısa’ diyerek uyarıyormuş. Benim kanaatime göre birbirlerini seviyorlardı ki beraberlerdi” dedi.

ÖĞRETMEN: “TERSLİK GÖRMEDİM”
Tanık İngilizce öğretmeni Sinan Erciyes ise olay günü evde Cem Garipoğlu ile karşılaşmadığını anlatarak, “Evde herhangi bir terslik hissetmedim. Merdivenlerde ve üst katta herhangi bir kan izi görmedim. Ben Sakine Garipoğlu’na ders verirken Makbule Hanım ve küçük kızı yanımızda durmadılar. Başka yerdeydiler. Gördüğüm kadarıyla gerek buluştuğumuzda gerekse ayrıldığımda Makbule Hanım’da herhangi bir terslik görmedim. Herhangi bir telaşlı hali de yoktu” diye konuştu.

TEMİZLİKÇİ: “OLAYI GÖRMEDİM”
Cinayetin meydana geldiği evin temizlikçisi tanık Şennur Kasa ise savcılıktaki ifadelerini tekrar ettiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ben eve haftanın 3 günü temizliğe giderdim. Sabah 9.00′dan akşam 17.00′ye kadar çalışırdım evde. Olay günü izinliydim. Olayı görmedim. Ancak temizlik yaptığım birgün Cem’in dolabında tırtıklı bir ekmek bıçağı buldum. Durumu Makbule Hanım’a bildirdim. Makbule Hanım ‘ben hallederim’ dedi. Dolapdan aldığım bıçağı, mutfağa götürdüm. Bu bıçakla ilgili de Cem’e hiçbirşey sormadım. Bu bıçağı olaydan iki sene önce gördüm” dedi.

BAHÇIVAN: “BAHÇE KAPISINDAN GİRİYORDU”
Bahçıvan olan tanık Refik İmamoğlu da Cem Garipoğlu’nu daha önce bir bayanla eve geldiğini görmediğini anlatarak, “Ancak bahçe kapısından içeri eve girerken gördüm. Cem Garipoğlu’nun evinin bahçe tarafını gösteren kameralar bozuk. Yöneticilere bozuk olduğunu söyledik. Bir kere gelip yaptılar fakat yine bozuldu. Bildiğim kadarıyla halen bozuk. Olay günü saat 14.00 ile 18.00 arası Mehmet Nida Garipoğlu’nun eve girdiğini, çıktığını görmedim” diye konuştu.

DÖRT YAHLİYE
Münevver Karabulut’un öldürülmesine ilişkin davada, Cem Garipoğlu’nun babası Mehmet Nida Garipoğlu’nun da aralarında bulunduğu tutuklu dört sanığın tahliyesi kararlaştırıldı.

Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada mahkeme heyeti, tutuklu yargılanan Mehmet Nida Garipoğlu, Habib Kurt, Mehmet Karakayalı ve Ahmet Batur’un tahliyesine karar verdi.

Böylece, davanın tek tutuklu sanığı olarak Cem Garipoğlu kaldı.

Münevver Karabulut’un öldürülmesine ilişkin davada, sanıklar Tülay Makbule Garipoğlu ile Hayyam Garipoğlu’nun tutuklanması yönündeki talep reddedildi.

Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada söz alan tutuklu sanık Mehmet Nida Garipoğlu, oğlunun Karabulut ailesine telafisi imkansız bir zarar verdiğini, ailenin acısını paylaştıklarını söyledi.

BABA KARABULUT: ÇARESİZİM

Münevver Karabulut cinayeti davasında katil zanlısı Cem Garipoğlu dışındaki 4 tutuklunun tahliye edilmesiyle şaşkına dönen baba Süreyya Karabulut, “Adaletin önünde çaresiz kalmış bir babayım.” değerlendirmesini yaptı.
Dava sonrasında Münevver Karabulut’un avukatı Rezan Epözdemir, baba Mehmet Nida Garipoğlu’nun tahliye edilmesini beklemediklerini söyledi. Epözdemir şunları söyledi: “Verilen tahliye kararı beklemediğimiz gibi oldu. Bir kısım taleplerimiz vardı. Mehmet Nida Garipoğlu’nun dışında, Hayyam Garipoğlu’nu ve Hayyam Garipoğlu’nun dışında Tülay Makbule Garipoğlu’nun da tutuklanmasını talep etmiştik. Çünkü bunların suçları değiştirmeye suç delillerini gizlemeye ehil olduğunu söylüyorduk. Nitekim bunlarla ilgili şeyler de ortaya çıktı. Çünkü Ahmet Batur’a daima bir psikolojik baskı var. Bu celsede söyledi. Hayyam Garipoğlu ifadesini değiştirsin diye baskı yapıyor.”
Tutuklamanın bir ceza değil, bir güvenlik tedbiri olduğunu vurgulayan Epözdemir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şöför Ahmet Batur’u tutukluyorsan, taraflar aynı, maddi vaka aynı, süreç aynı sevk maddesi aynı Hayyam Garipoğlu’nu tutuklamamanız manidardır demiştik geçmiş için. İnsan vücudunda 6 litre kan vardır. Biz bunu CD ile izletmek istemiştik. Bu celse uygun görülmedi. Bir sonraki celsede zannediyorum izleteceğiz. 6 litre kan insan vücudunda ve evde iki tane kusmuk, duvarlarda bir iki tane kan noktası olduğu söyleniyor. 6 litre kan 3 saatte temizlenilmiş. Vereceğimiz CD’de maktülenin kafası olaydan 5 saat sonra kanıyor. Olay böyleyken 6 litre kanın 3 saatte temizlenmesi hayatın olağan akışına uygun değil.”
Münevver Karabulut’un avukatı Rezan Epözdemir, suç delillerini bir kişinin temizlemeyeceğini fiziksel gerekçelerle ortaya koyduklarını ifade etti. Epözdemir, bu konuda şöyle konuştu: “Dahası maktülenin cesedi kıvrılarak valize konmuş. Elbiselerinde hiç kan yok. 48 kilogram olan bir hanımefendinin tek başına taşınması mümkün değil. Elbiseler de vuruldu diyor. Elbiselerde bıçak izi yok. Kuvvetle muhtemel soyuldu ve vuruldu. Akabinde elbiseler giydirildi. Biz bu CD’de bunları ortaya koymak istedik. Bu CD elimizde, hiç kimseyle paylaşmadık. 8 ay sonra bugün iddialarımızı CD eşliğinde incelemek istedik. Çünkü ancak öyle anılabilir. Fakat mahkeme de incelememiş CD’yi zannediyorum. Dolayısıyla bir sonraki celseye onu değerlendirmeye karar verdi.”

Şoför ve iki genel müdürün tahliyesini beklediğini belirten Epözdemir, “Sadece bizi şaşırtan Mehmet Nida Garipoğlu’nun tahliye edilmesidir. Takdir yüce mahkemenindir. Yüce mahkeme böyle uygun görmüş. Gerekli yasal mekanizmalara başvuracağız. Sonuna kadar takipçisiyiz sürecin.” şeklinde konuştu.

Baba Süreyya Karabut ise şunları söyledi: “İlahi adaletin dediği olur. Bir şey diyemiyeceğim. Bir şey konuşamayacağım fazla. Ben yandım başka babalar yanmasın. Yazık. Tek kelimeyle yazık. Bugün kaç tane tahliye verildi? Ben mürekkep yalamadım. Okul okumadığım için hukuktan anlamıyorum. Anladığım bir dil varsa o da adaletin önünde çaresiz kalmış bir babayım. Bu kadar bunu söyleyeceğim.”

AJANSLAR / AHT

Govou geliyor!

Nisan 30th, 2010 |

Quaresma’yı hedef gösteren Beşiktaş, Lyon’un Benin asıllı Fransız yıldızıyla her an anlaşabilir. 30/04/10 09:57 Govou’ya 3 yıl için toplam 9 milyon Euro, menajerine de 1 milyon Euro önerildi. Transferde imza aşamasına gelindi!

GAZETE HABERTÜRK / Kartal YİĞİT

Beşiktaş beklenen bombayı patlatmaya hazırlanıyor… Yeni sezonun startını erken veren ve yabancı transferinde kolları sıvayan Siyah-Beyazlılar, Interli Quaresma’yı hedef gösteriyor ama perde arkasındaki asıl hedef Lyonlu Sidney Govou. Sezon sonu sözleşmesi sona eren Govou ile ön görüşmelerde bulunan Beşiktaş yönetiminin, Benin asıllı Fransız oyuncunun transferinde mutlu sona çok yakın olduğu öğrenildi.

Kartal, geçtiğimiz günlerde Lyon’dan ayrılacağını açıklayan Govou’ya 3 yıllık sözleşme teklif etti. Yıllığı 3 milyon Euro’dan tarafların anlaşmaya vardığı, oyuncunun menajerine de 1 milyon Euro ödeneceği ifade edildi.

ÖZEL HAYATI DA RENKLİ!
Transfer görüşmelerini Serdal Adalı bizzat yönetirken, resmi açıklamanın ise önümüzdeki günlerde yapılması bekleniyor… 2 gün önce Şampiyonlar Ligi yarı finalinde B.Münih’e karşı forma giyen Benin asıllı Fransız oyuncunun futbolu kadar özel hayatı da bir hayli hareketli. Govou’nun ismi, geçtiğimiz günlerde Avrupa basınında çıkan aralarında Ribery, Benzema ve Ben Arfa gibi oyuncuların da yer aldığı seks skandalına karışmıştı.

Profesyonel olarak 11 yıldır Lyon’da forma giyen ve kariyeri boyunca başka bir takımda oynamayan Sidney Govou, hızlı bir futbolcu olmasının yanı sıra güçlü fiziğiyle dikkat çekiyor. Lyon’un efsane oyuncularından Juninho’nun takımdan ayrılmasıyla beraber takımda kaptanlığa getirilen Fransız futbolcu, ekim ayında bir maçtan önce gece kulübüne gittiği için kaptanlıktan alınmıştı.

Cemaat cesede rağmen namaz kıldı

Nisan 30th, 2010 |

Bursa’da cuma namazını kılmak için camiye gelen emekli albay hayatını kaybetti. Cemaat ceset ile cuma namazı kıldı.
30 Nisan 2010 Cuma, 16:44:22
Bursa’da bugün din çevrelerince çok tartışılacak bir olay meydana geldi.

Olay bugün 13.00 sıralarında Eski Karaman Mahallesindeki Yeni Cami’de meydana geldi. Cuma namazını kılmak için camiye gelen emekli albay Hurşit Yeniler (76), ezanın okunması ile birlikte ayağa kalktı. Ancak Yeniler birden yüz üstü düşerek yere yığıldı. Namaz kılmak için camiye gelen vatandaşlar durumu 112 ambulansına bildirdi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri cuma namazı kılındığı sırada şahsı hayata döndürmek için uzun süre uğraştı.

Ancak yapılan müdahalelere rağmen Yeniler kurtarılamadı. Cenazenin üstü kapatılırken, cemaat namazını kılarak camiden ayrıldı. Polis olayla ilgili soruşturma başlattı.

Dursun Çiçek tutuklandı

Nisan 30th, 2010 |

‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’nı hazırladığı iddia edilen Kurmay Albay Dursun Çiçek, hakkında çıkarılan yakalama emri doğrultusunda geldiği Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde tutuklandı.
30 Nisan 2010 Cuma, 17:32:44

”İrtica ile Mücadele Eylem Planı” iddialarına ilişkin açılan davada hakkında çıkarılan yakalama emri yüzüne karşı okunan Kurmay Albay Dursun Çiçek, cezaevine gönderildi.

Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesine gelen Çiçek hakkındaki yakalama emri, yüzüne karşı okundu.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi yazıişlerinde tutuklanmasına ilişkin işlemleri tamamlanan Çiçek, sivil plakalı askeri araçla Hasdal Cezaevi’ne götürüldü.

Mahkeme, dün ”İrtica ile Mücadele Eylem Planı” iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında yedi kişi hakkında hazırlanan iddianamenin kabulüne karar vermiş ve oy çokluğuyla Kurmay Albay Dursun Çiçek hakkında yakalama emri çıkarmıştı.

Albay Çiçek’in kızı ve avukatı İrem Çiçek, tutuklamaya, bir üst mahkeme olan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz ettiğini söyledi.

Albay Çiçek, daha önce de aynı soruşturma kapsamında iki kez tutuklanmış avukatlarının itirazları üzerine serbest bırakılmıştı.

Adli Tıp Kurumu, söz konusu belgede imzası olduğu iddia edilen kişinin Albay Çiçek olduğunu doğrulamıştı.

Yıldırım’dan ’sorumsuz’ benzetmesi!

Nisan 30th, 2010 |

Fenerbahçe Başkanı, son dönemde Sarı-Lacivertli kulüp adına yapılan açıklamalara sert tepki gösterdi.30/04/10 13:35 Aziz Yıldırım, “Bu sorumsuzların iğrenç açıklama ve yorumları özelde Fenerbahçe Spor Kulübü’ne zarar vermekte ise de genelde Türk futboluna zarar vermektedir. Türk futbolu bu kişilerden derhal kurtulmalı, futbol ailesi bu kişileri dışına itmelidir” dedi.

Yıldırım, camianın başarı ve şampiyonluk için kenetlendiğini, yürümekte oldukları şampiyonluk yolundan kendilerini kimsenin geri çeviremeyeceğini söyledi.

Sarı-lacivertli kulübün aylık resmi yayın organı Fenerbahçe dergisinin mayıs sayısında ”İnançla kenetlendik” başlığı altında yazısına yer verilen Aziz Yıldırım, camiaya umut dolu mesajlar gönderdi.

Başkan Yıldırım, dergideki yazısında, şu ifadeleri kullandı:

”Fenerbahçe Spor Kulübü Profesyonel Futbol Takımı, yöneticisinden sporcusuna, taraftarına kadar başarı ve şampiyonluk için sıkı sıkıya kenetlenmiş durumdadır. Yürümekte olduğumuz şampiyonluk yolundan bizi kimse geri çeviremeyecektir. Fenerbahçe’nin tek rakibi Fenerbahçe’dir. Takımımız üzerine düşen görevi sahada layığıyla yerine getirdikten sonra, hiçbir güç bizi kaçınılmaz başarıya ulaşmaktan mahrum edemeyecektir. Uzun lig maratonunda sendelediğimiz anlarda; başarının sırrının, geçici başarısızlıkların bizleri umutsuzluğa düşürmesine ve mücadele etmekten vazgeçirmesine izin vermemek olduğunu tüm camia olarak gördük ve o inançla kenetlendik. Bizim inancımız ve yürüyüşümüzün haricinde dışarıdan yapılan kasıtlı tüm yorumların bizim için hiçbir değeri yoktur.”

”TÜRKİYE KUPASI’NI MÜZEMİZE GETİRECEĞİMİZE DE İNANIYORUZ”
Ziraat Türkiye Kupası’nda 5 Mayıs’ta Trabzonspor ile yapacakları final maçına da değinen Aziz Yıldırım, ”Bu yıl takımımızın Şanlıurfa’da Trabzonspor’a karşı oynayacağı final mücadelesinde galip çıkarak, 27 yıllık bir hasreti sona erdireceğini ve Türkiye Kupası’nı müzemize getireceğimize de inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Aziz Yıldırım, dergideki başyazısında daha sonra şunları kaydetti:

”Süper Kupa sevinciyle başladığımız 2009-2010 sezonunu Lig ve Türkiye Kupası ile kapatmak istiyoruz. Bunu yapabilecek gücümüzün olduğunu biliyoruz. Taraftarımızla kenetlenerek bu başarılara ulaşacağımıza da eminiz. Büyük Fenerbahçe taraftarının bizleri her zaman olduğu gibi kalan maçlarımızda da yalnız bırakmayacağına eminiz.”

Fenerbahçe Kulübü yönetimi olarak son Kasımpaşa maçında, taraftarlara sağlanan promosyon kolaylığı ile maç biletlerinin 50 ve 80 TL’lik fiyatlarla satılmasına olanak yarattıklarını anlatan Aziz Yıldırım, ”Ancak üzülerek ve hayretle görüyoruz ki, kulüp üyesi, taraftar kart sahibi ve Fenercell üyesi taraftarlarımıza yönelik bir nevi promosyon çalışması niteliğindeki bu girişimimiz bile bazı kendini bilmezler tarafından son derece çirkin yorumlar ile eleştirildi. Oysa ki, aynı kişilerin yönetimimizin taraftarlarımızı stadyuma gelmeye teşvik eden bu davranışını eleştirmek yerine, bilet fiyatının yüksek olmasını eleştirmesini beklerdik” şeklinde görüşlerini aktardı.

”100. YILIMIZDA ELDE ETTİĞİMİZ TARİHİ BAŞARIMIZDAN UZAKTA DEĞİLİZ”
Fenerbahçe Kulübü olarak son derece önemli ve özel bir dönemden geçtiklerini belirten Yıldırım, bir yanda amatör şubelerde verdikleri şampiyonluk ve dörtlü final mücadelelerinin, diğer yanda profesyonel futbol takımının kupa ve ligde şampiyonluk yarışının sürdüğünü vurguladı.

Aziz Yıldırım, ”Kulübümüz takımları ve sporcuları, mücadele ettikleri her alanda şampiyonluğa koşuyorlar. Bu sene de 100. yılımızda elde ettiğimiz tarihi başarımızdan uzakta değiliz. Üstelik o günden sonra yapılan ciddi yatırımlar ve çalışmalar ile elde edilen başarılar ortada. Bunun en önemli örneklerinden biri bayan voleybolumuzun geldiği noktadır. Kızlarımız gerek uluslararası alanda gerekse ülkemizde göğsümüzü kabartan başarılar elde ettiler” ifadelerini kullandı.

”TUHAF VE ÇİRKİN OLAYLAR”
Başkan Yıldırım, Türk futbolunda özellikle son dönemde ”tuhaf ve çirkin” olarak nitelendirdiği olayların yaşandığını, futbol ailesinin, bu olaylara sebebiyet verenleri dışlaması gerektiğini vurguladı.

”Bu vesile ile sizlerin dikkatini futbol dünyasında son günlerde yaşanan tuhaf ve çirkin olaylara çekmek istiyorum” diyen Aziz Yıldırım, şunları kaydetti:

”Ligin başından bu yana şampiyonluğun en büyük adayı olan ve ligin bitimine 3 hafta kala liderliği ele geçiren takımımızın son haftalarda aldığı başarılı sonuçların ardından, bu güne kadar Türk sporunda görülmemiş bir seviyesizlikle yapılan yorumlar, son derece çirkin ve yakışıksız isnatlar ve ithamlar birbirini izlemeye başlamıştır. Kendi kişisel varlıklarını ve popülaritelerini Fenerbahçe Spor Kulübü’nü karalayarak sürdürme gayretinde olanlar, bu dönemde artık kendilerinin dahi inanmadığı, ancak fantezi filmlerinde olabilecek senaryolar yazmaya başlamıştır. Bu sorumsuzların iğrenç açıklama ve yorumları özelde Fenerbahçe Spor Kulübü’ne zarar vermekte ise de genelde Türk futboluna zarar vermektedir. Türk futbolu bu kişilerden derhal kurtulmalı, futbol ailesi bu kişileri dışına itmelidir.

Yüzyıllık büyük kulüpleri rakibi şampiyon olmasın diye maç satacak şeklinde itham edenler, kaçan penaltının ardından, penaltının kaçma gerekçesi olarak penaltıyı atan futbolcunun rakip takım futbolcusu ile olan arkadaşlığına bağlayanlar, şerefi ile kulübüne hizmet eden futbolcuları ortada hiç bir somut veri yokken maç satmakla suçlayanlar, kendi popülerliklerini arttırmak için yaptıkları bu açıklamaların, Türk futbolunu nereye götüreceğini görmeyecek kadar gözü karadırlar. Gerek duyarlı spor kamuoyu gerekse bu konuda kamu görevi yapanlar bunlara karşı iş işten geçmeden tedbir almalı, bu çağ dışı anlayış bir an önce son bulmalıdır.”

”GERÇEĞİ GEÇ DE OLSA GÖRMEYE BAŞLADILAR”
Bir süre önce düzenledikleri basın toplantısında TFF yargı kurullarının kararları ve MHK uygulamaları konusunda eleştirilerini dile getirmiş ve sadece kendilerinin karşı karşıya kaldığı değil, genelde Türk futbolunda karşılaşılan standart dışı uygulamalardan Türk futbolunun ne kadar büyük zararlar gördüğünü anlattıklarını belirten Aziz Yıldırım, şu ifadeleri kullandı:

”O tarihte yaptığımız sunumda sadece bizim maçlarımızda değil tüm maçlarda yaşanan standart dışı hakem kararları ve uygulamaları ile ilgili örnekler vermiş ve bu tip olumsuz örneklerin yoğunluğunun Türk futbolunda güveni ve istikrarı zedeleyeceğine dikkat çekmiştik. O gün söylediklerimiz kayıtlardadır. Söylediklerimizin tamamı Türk futbolunun geneli için söylenmiş doğru sözlerdir. O tarihte söylediğimiz doğrular, çoğu kesimce duymazdan gelinmiş, ‘bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığıyla’, duyarlılık göstermesi gerekenler dahi gözlerinin önündeki gerçeğe karşı sessiz kalmayı yeğlemiştir.

Ancak şimdi görüyoruz ki, o gün ifade ettiğimiz gerçekleri duymazdan gelip sırt çevirenler, lig yarışından koptukça bizim daha önce ifade ettiğimiz gerçeği geç de olsa görmeye başladılar. Bir tek farkla. Dün bizlerin söylediklerinin bugün tıpa tıp aynısını söyleyenler, anlaşılmaz bir tavır ile yaşanan çarpıklıkların faturasını da bu konuları ilk kez söyleme cesaretini gösteren bize kesmeye çalışmaktalar. Basın toplantımızda dile getirdiğimiz Türk futboluna dair sıkıntılar konusunda söylediklerimiz ile o gün susup bugün feryat edenlerin söyledikleri arasında hiçbir fark olmadığını görmek, anlamak mümkün. Ancak yaşanan standart dışılıktan ve hatalardan şikayet eden biz, nasıl oluyor da bunların müsebbibi olarak gösteriliyoruz? Bunu anlamak ve algılamak da mümkün değildir.”

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Yıldırım, Türk futbolunda herkesin karşılaştığı ve son dönemde yoğunlaştığını savunduğu standart dışı uygulamalar ve kararlardan gerçek anlamda, samimi bir şekilde şikayetçi olanlarla Fenerbahçe Kulübü olarak el ele vermeye, Türk futbolu adına doğru olanı yapmaya ve doğru yapanın yanında olmaya her zaman hazır olduklarını kaydetti.

”KUPA VE ŞAMPİYONLUKLARIN SEVİNCİYLE DOLU BİR AY GEÇİRMEK DİLEĞİYLE”
Yönetim olarak, başarı için tüm branşlarda gerekli yatırımları yaptıklarını kaydeden Yıldırım, Indesit Bayanlar Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde ikinci olan Fenerbahçe Acıbadem Voleybol Takımı’nın önümüzdeki yıllarda da yine final oynaması ve kupayı kulüp müzesine getirebilmesi için Acıbadem Grubu ile birlikte çalışmalarına devam edeceklerini söyledi.

Kulübün faaliyet gösterdiği amatör şubelerin başarılarını tek tek anlatan Yıldırım, mali açıdan güçlü olmak için hayata geçirdikleri yeni projeler hakkında da bilgi verdi.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Yıldırım, dergideki yazısını, ”Taraftarımızın desteği ile takımlarımız ve sporcularımız sahalarda şampiyonluklar yaşarken, güçlü mali yapımız ile de başarılarımızın kalıcı olması adına adımlar atıyoruz ve atmaya devam edeceğiz. Kupa ve şampiyonlukların sevinci ile dolu bir ay geçirmek dileğiyle…” ifadeleriyle sonlandırdı.

İSKİ faturalarına dikkat!

Nisan 30th, 2010 |

Son aya ait İSKİ faturalarının normalden çok yüksek gelmiş olmasının sebebi ne? 45-48 günlük faturalandırma Tüketici Birliği ile İSKİ’yi karşı karşıya getirdi…
30 Nisan 2010 Cuma, 20:16:53
BARIŞ ERKAYA-HABERTURK.COM
EKONOMİ SERVİSİ
berkaya@haberturk.com

Bu sıralar İstanbullu oldukça şaşkın. Her ay gelen İSKİ faturalarının aksine bu ayki faturalarda bir gariplik var. Su tüketiminin önceki aylara göre daha az yapıldığı evlerde bile su faturaları her zamankinden yüksek. İşte, evde herkesin dikkatini çeken yüksek faturaların önce İSKİ’nin su bedellerine yaptığı bir zamdan mı kaynaklandığı akıllara geldi. Fakat faturalara daha dikkatli bakılınca gerçek anlaşıldı. Her ay 30 günlük su tüketimini faturalandıran İSKİ, bu ay 45 hatta bazı evlerde 48 günlük faturalandırma yapmıştı. Doğal olarak İstanbullu’nun İSKİ faturaları bu ay yüzde 50-60 arasında daha yüksek geldi.

Tüketiciler Derneği’nin iddiaları…

İSKİ abonelerinin de ilk aşamada dikkatini çeken bu durum daha sonra Tüketiciler Birliği’ni harekete geçirdi ve Tüketiciler Birliği, bir basın açıklaması yayımlayarak İSKİ’nin normalden uzun bir dönem için faturalandırma yaptığını ilan etti. Fakat Tüketiciler Birliği’nin iddiaları sadece uzun faturalandırma dönemiyle sınırlı değil. Daha vahim iddialar da sözkonusu. Tüketiciler Birliği’nin iddialarına göre olması gerektiği gibi 30 gün değil 45-48 gün arasında gerçekleştirilen faturalandırma aynı zamanda İstanbullu’dan fazla su bedeli tahsil edilmesine de neden oluyor. Nasıl mı? Birliğin iddiasına göre İSKİ su faturalarının düzenlenmesi sırasında aylık su tüketim bedelini baz alıyor ve İSKİ abonelerini gerçekleştirdikleri tüketim açısından üç ayrı gruba ayırıyor. Ve her tüketim grubunu ayrı bir metreküp fiyatına tabi tutuyor.

“Milyonlarca liralık fazla tahsilat yapıldı”

Tüketiciler Birliği İzleme Komitesi Başkanı Mehmet İmrek’in yaptığı açıklamaya göre İSKİ, su abonelerine kademeli fiyat uyguluyor; konutta aylık 0-10 metreküp arası su kullanımı metreküp başına 2.35 TL, 10-20 metreküp arası su kullanımı metreküp başına 3.54 TL ve 20 metreküpten fazla su kullanımı ise metreküp başına 4.71 TL fiyat üzerinden faturalandırılıyor. Örnek vermek gerekirse evinde aylık 9 metreküp tüketim yapan bir aile bu 9 metreküplük tüketimi için 21.15 TL’lik su kullanım bedeli ödüyor. Fakat aynı aile eğer 10 metreküpten fazla su tükettiyse aynı 9 metreküplük suya bu defa 31.86 TL, 20 metreküpten fazla su tükettiyse aynı 9 metreküp suya bu defa 42.39 TL su tüketim bedeli ödemek zorunda. Bahsi geçen fiyatlandırma 30 günlük kullanımlar dikkate alınarak fiyatlandırılıyor.İmrek’in iddialarına göre İSKİ’nin son dönemde gerçekleştirdiği 48 günü bulan faturalandırma ile birçok abone üst tüketim grubuna dahil oldu ve aboneler metreküp başına suyu 1.19 ile 2.36 TL arasında daha pahalıya kullanmış oldu.
Tüketiciler Birliği’nin açıklamasına göre yapılan fazla tahsilat Milyon TL rakamlarla ifade edilebilir.
Tüketiciler Birliği’nin iddiaları üzerinden HABERTURK.COM tarafından yapılan hesaplamalara göre 4.4 milyon İSKİ abonesinin minimum 1.19 TL fazla fiyattan su tüketimi yapmış görünmesi sonucunda en az 5.2 milyon liralık kademe farkı ödemesi yaptığı anlamına geliyor.

Birlik, İSKİ’nin milyonlarca tüketicinin müracaatına gerek kalmadan yaptığı teknik hatayı acilen düzelterek gerçek kullanım bedellerini tahsil etmesi çağrısında bulundu. Aksi takdirde yasal yollara başvurulacağı uyarısı yaptı.

İSKİ’nin ilk cevabı: Yeni bir uygulama yok ama…

Fakat Tüketiciler Birliği tüm bu iddialarda gerçekten haklı mı? HABERTURK.COM iddiaların doğruluk payını öğrenebilmek için tek yetkili kaynağa yani İSKİ’ye sordu. İSKİ tarafından verilen ilk cevap, “Kurumumuz aylık okuma ve faturalandırma sistemine göre çalışmaktadır. Yeni bir uygulama söz konusu değildir. Kurumumuzun elinde olmayan nedenlerle oluşabilecek aksamalar dışında, okuma düzeninde herhangi bir değişiklik yoktur. Faturalar sayaç işaretinin tespiti neticesinde oluşturulmaktadır. Kademe uygulaması günlük ortalama tüketime göre belirlendiğinden, abonelerimizin mağdur edilmesi gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir” şeklinde oldu.
Fakat İSKİ’nin cevabı da soru işaretlerine bir yenisini ekler nitelikteydi. Her ne kadar İSKİ, 45 ya da 48 günlük bir faturalandırma uygulamasının sözkonusu olmadığını söylese de “Kurumumuzun elinde olmayan nedenlerle oluşabilecek aksamalar dışında” ifadesi yeni bir soru işaretine yol açtı.

Sorun: Sayaç okuma ihalesinin iptali

HABERTURK.COM bu soru işaretine yanıt bulmakta gecikmedi. Gelen bilgiler bahsedilen elde olmayan nedenlerden kastedilenin İSKİ’nin sayaç ihalesinde yaşanan sorun olduğunu ortaya koydu. Birçok kişinin bildiğinin aksine İSKİ, su sayaçlarının okumasını kendisi gerçekleştirmiyor. Belirli periyotlarda yapılan ihaleleri kazanan bir firma İSKİ adına su sayaçlarını okuyarak faturalandırıyor. Fakat son ihale, fiyat konusunda yaşanan bir anlaşmazlık nedeniyle iptal edilmişti. Hal böyle olunca su sayaçlarının okunması konusunda iş başa düşmüş fakat ihale iptali nedeniyle yaşanan gecikmeler su tüketimlerinin ‘mecburen’ 30 günden uzun süreli faturalandırılmasına neden olmuştu. Peki bu durumda Tüketiciler Birliği iddialarında yine de haklı olabilir mi?

İSKİ’nin ikinci cevabı: Kademelendirme aylık değil günlük yapılıyor

Bunun cevabını, İSKİ’nin ilk açıklamasını yeterli bulmayan HABERTURK.COM’un ısrarı ve sorduğu yeni sorulara gelen İSKİ’nin ikinci cevabı kısmen veriyor aslında. İSKİ, her ne kadar aboneler aylık tüketimler bazında değerlendirilse de fiyatlandırmanın aylık değil günlük ortalama tüketim baz alınarak yapıldığını söylüyor. Yani bir abone 30 gün de faturalandırılsa 200 gün de faturalandırılsa, tüketim miktarı faturalandırılan gün sayısına bölünerek günlük tüketim miktarı bulunuyor. Daha sonra bu günlük tüketim miktarı bir ayın gün sayısıyla çarpılarak abonenin hangi tüketim grubuna girdiği belirleniyor. Buna göre de abonenin su tüketiminin çarpılacağı metreküp fiyatı belirlenmiş oluyor.

İSKİ’nin bu konuyla ilgili verdiği yanıt aynen şu şekilde: Fatura tahakkukunda günlük tüketim miktarı esas alındığından, İstanbullu’ların birim fiyat yönünden herhangi bir kaybı söz konusu değildir (Fatura hesaplanırken kullanılan su miktarı tahakkuk ettirildiği gün sayısına bölünerek günlük averaj tespit edilir. Birinci kademe için belirlenen günlük averaj (ortalama) sınırı 0.33 averajdır. Bu averajın üstü 2. Kademeye girmektedir). Şöyle ki bir aylık faturada 10 metreküpe kadar birinci kademe tarifesi tahakkuk ederken, 45 günlük faturada 15 metreküpe kadar su tüketimi 1. kademeden hesaplanır. Kaldı ki okuma süresine göre birim fiyatında herhangi bir değişim olmadığından, tahsilat yönünden Kurumumuz için avantajlı bir yöntem olduğu da söylenemez.

Peşin tahsilat ne olacak?

Şimdi gelelim ikinci önemli noktaya. Yani 15-18 günlük peşin tahsilat konusunda İSKİ haklı mı? Tüketiciler Birliği İzleme Komitesi Başkanı İmrek, İSKİ’nin verdiği hizmetlerde 4077 sayılı Tüketicinin Korunmasıyla İlgili Kanun’la tüketiciye karşı sorumlu olduğunu söylüyor. Bu yasanın da üretici ve satıcının tüketiciye karşı müteselsilen sorumlu olduğunu belirttiğini hatırlatıyor İmrek. Yani İmrek kısacası, “İSKİ, ‘elimde olmayan sebepler’ diyerek bu konudaki sorumluluğundan kurtalamaz. Bu bedel, sonuçta önceden tahsil edilmiş bir bedel ve bir sonraki faturalarda mahsup edilip edilmeyeceği açıklanmalıdır” diyor.

4.4 milyon aboneden 15-18 günlük normalden uzun faturalandırma sonucunda tahsil edilmiş olan rakamın yaklaşık 53 milyon lirayı bulduğu tahmin ediliyor.

“Yeni sayaç okuma ihalesi birkaç gün içinde tamamlanıyor”

Konuyla ilgili İSKİ’ye sorduğumuz soruya telefonla konuştuğumuz İSKİ yetkilileri , “Birkaç gün içerisinde iptal edilen ihale yeniden yapılıp tamamlanacak. Dolayısıyla bir sonraki fatura döneminde yeniden aylık faturalandırmaya geri dönülecek” yanıtını veriyor.

Şimdilik İSKİ abonelerine yeni sayaç okuma ihalesinin tamamlaması ve sayaç okuma ihalesini kazanan firmanın personelinin yeni ay için faturalandırma yapmasını beklemekten başka yapacak pek birşey yok gibi görünüyor.

“Gerekirse 4. köprü de yapılır”

Nisan 30th, 2010 |

AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu, Bloomberg HT’de Gülin Yıldırımkaya’ya konuştu…
30 Nisan 2010 Cuma, 18:11:48
AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu, Bloomberg HT’de ‘Gülin Yıldırımkaya ile HT Gündem’ programına konuk oldu. İstanbul’da yapılacak olan 3. Köprü ile ilgili Yıldırımkaya’nın sorularını yanıtlayan Babuşçu, CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’in iddialarına ve “Köprü projesini yargıya taşıyacağız” çıkışına tepki gösterdi.

“GEREKİRSE 4. KÖPRÜ DE YAPILIR”

G.Y: 3. Köprü güzergâhı dün belli oldu. CHP kanadından itirazlar yükseliyor. Gürsel Tekin’in birtakım açıklamaları var. Her şeyden önce Kadir Topbaş’ın da üçüncü köprüye itirazı olduğunu söyledi. Sizin böyle bir bilginiz var mı? Köprüye karşı mıydı Sayın Topbaş ?

A.B.: Tabii, CHP’nin ya da onun İstanbul’daki İl Başkanı’nın karşı olması kadar doğal bir şey olmaz. Nasıl Anayasa Mahkemesi’nin önüne yatağı sermişlerse, bu ülkenin yararına olan her tür girişimin karşısında ilk tepki koyan her zaman CHP olmuştur. Dolayısı ile İstanbul’da 3. köprünün ihtiyaç olup olmadığı hususu herhalde CHP ve Gürsel Tekin dışında çoğunlukla İstanbullular’ın ittifak ettiği bir husustur. Bir dördüncü köprü de olabilir; hiçbir sakınca görmüyorum. Belki karşı çıkılan şey, daha önce açıklanan bir güzergâh vardı, biliyorsunuz, Gürsel Bey’in çok iddialı bir şekilde televizyonlara çıkıp açıkladığı, bu hat onunla çakışmayınca, belki onun psikolojisi vardır. Gerçi Gürsel Bey bu tür konularda çok iddialı şeyler söylemiştir. Bu iddialı şeyler sonucunda da kendi açısından önemli sonuçlar doğuracak iddialarda da bulunmuştur ama hiçbir tanesi bugüne kadar o iddiaların sonuçlarına katlanmamıştır. Dolayısı ile köprü ile ilgili olarak da yaptıkları itiraz, gerekçelerden ve bilimsel bir temelden yoksun olması bir tarafa, İstanbul gerçekleri ile örtüşmeyen, İstanbul’un metropol bir dünya kenti olarak ihtiyaçlarını özümseyemeyen, algılayamayan bir bakış ve değerlendirmedir. Hele ki Sayın Büyükşehir Belediye Başkan’ımızın bu konuda üçüncü bir köprüye karşı olduğu söylemi tamamen bir iftiradır. Gerçi Sayın Başkan buna gerekli cevabı verir ama burası AK Parti ve burada AK Parti Büyükşehir Belediye Başkanı var, AK Parti’li Belediye Başkanları var. CHP gibi kendi içerisinde sürekli devinim, kavga ve sürtüşmenin yaşandığı bir parti değil. AK Parti’de üretilen siyaset ve politikalar ortak aklın ürünü olarak tartışılır, üretilir ve ortaya çıkan karara da herkes sahip çıkar, o kararın arkasında durur, gereğini yapar. Kaldı ki, bu İstanbul’un ihtiyaçları ile ilgili bir şeydir, burada kişisel bir değerlendirmenin çok fazla bir önemi de yoktur. Kadir Bey, Büyükşehir Belediye Başkan’ımız olarak İstanbul’a yaptığı hizmetler, sahip olduğu o mimar ufku çerçevesinde baktığınızda, Gürsel Bey’in bu iddiasının hiçbir mesnet, karşılık tarafının olması mümkün değil, tabii ki Kadir Bey, üçüncü köprünün olmasında da hemfikirdir, taraftardır. Ve biliyorsunuz, Sayın Bakan ile ortak basın toplantısı ile bu açıklama yapılmıştır. Bazı şeyleri algılamada Gürsel Bey’in ya da CHP’nin yetersizlikleri olabilir, o yetersizlikleri çerçevesinde böyle bir değerlendirmede bulunmak abesle iştigaldir, yanlıştır. AK Parti içerisinde yerel yöneticilerimizin, AK Parti’nin yerel yönetim vizyonu ile örtüşen projeleri, ortak aklın ürünü projelerdir. Bu da İstanbul’un geleceği açısından, metropol bir şehrin ihtiyaçları açısından doğru bir projedir, ihtiyaç duyulursa bir dördüncüsü de yapılabilinecek bir projedir.

G. Y: Öyle bir gündeminiz var mı şimdiden?

A. B: Hayır, şu anda öyle bir gündemimiz yok. Ama ihtiyaç olduğunda değerlendirilebilinir. Bizim AK Parti olarak siyaset üretme biçimimiz, statükocu, tutucu bir anlayış değil; toplumun, milletin yararına ve ülkenin geleceğini, aydınlık yarınlarını inşaa edecek her türlü fikri, düşünceyi almak, değerlendirmek ve sonra da ona sahip çıkmak gibi bir duruşumuz var. O anlamda söylüyorum, bir dördüncüsü de gündeme gelse onu da konuşur, tartışır ve olması gerektiği konusunda kanaat hâsıl olursa da gereğini yaparız.

“CHP ANAYASA MAHKEMESİ’NİN ÖNÜNE YATAK SERMİŞ”

G.Y: Kadir Bey böyle bir köprüyü istiyor muydu, istemiyor muydu? Köprünün güzergâhı iyi mi? Bunlar biraz daha tartışılabilinecek konular fakat biraz daha somut bir iddiası da var Gürsel Tekin’in, o da köprüyü korsan ilan etti ve diyor ki “Bunun daha önce şehir planlarında yer alması gerekirdi. Almadığı için böyle bir köprü yapılamaz, oraya tek bir çivi bile çakılamaz”. Ki muhtemelen yine bir yargı gündemi doğurabilecek iddialar bunlar, buna ne diyorsunuz?

A. B: Biz buna alıştık, CHP’nin muhalefet tarzını üç kelime ile özetliyorum. Bunlar: “Yaptırmam” , “Sattırmam” ve “İptal ettiririm”dir. Türkiye’de CHP’nin muhalefet biçimini, stratejisini, hangi yönden bakarsanız bakın bu üç kelimenin dışında bir yerden göremezsiniz. Bu ülkenin hayrına özelleştirme anlamında ortaya çıkan projelere ki; globalleşen dünyada gereklilik ve zorunluluktan ortaya çıkan özelleştirme projelerine, hep “Sattırmam” diye karşı çıkmışlardır. İkincisi “Yaptırmam” demişlerdir, köprüde olduğu gibi ya da iptal edilen Galataport gibi projeler, İstanbul’un geleceği açısından önemli projeler, sırf bu “yaptırmam” mantığı içerisinde iptal ettirilmiştir. Üçüncüsü “İptal ettiririm”. Zaten Anayasa Mahkemesi’nin önüne yatağı sermiş muhalefet. Ne yaparsanız ‘iptal ettiririm’. “Sattırmam”da başaramadım, “Yaptırmam”da da başaramadıysam, “İptal ettiririm, çünkü orada eminim” Türkiye’de CHP’nin iktidar ortağı olmasının formülü 60′lı yıllarda CHP artı asker eşittir iktidar formülüydü. Şimdilerde CHP artı yargı eşittir iktidar formülü üzerinde gitmeye çalışıyorlar. Oradan iktidara ortak olmaya çalışıyorlar. Böyle bir formülasyon içerisinde ortaya çıkan düşünceler, tavırlar, siyaset biçimleri maalesef Türk toplumunun ihtiyaçlarına karşılık vermeyen, cevap vermeyen bu anlamda ihtiyaç duyulan muhalefeti üretemeyen bir noktada. Onun için Gürsel Bey’in ‘korsan köprü’ demesi sadece demagojiktir. İnsanlar duyduğunda protest bir mantık içerisinde karşılık bulur hesabı ile söylenen sözlerdir. Gürsel Bey’in ifade ettiği güzergahta olsa idi, korsan olmayacak mıydı? Bunlar ulusal ölçekte projeler, bunların 1/ 100,000′ lik plan içerisinde bir leke olarak bulunması kolay değildir, Bakanlığın proje olarak üzerinde çalıştığı, sonuçlandırdığı bir projedir bu, çok zor değil ki. Ayrıca buna kafasını takmasın bu oluşturulur leke olarak da Büyükşehir Meclisi’ne gelir o planlara da not düşülür.

“3. KÖPRÜ İSTANBUL TRAFİĞİNE NEFES ALDIRACAK”

G.Y: Proje çevre boyutu ile soru işaretleri oluşturuyor. Çevre Bakanı’nın da toplantıda bulunmaması ile ilgili yine CHP’nin bir takım iddiaları var. Bir de bu güzergahtaki bir köprü İstanbul trafiğini ne kadar rahatlatacak, elinizde veriler var mı?

A: B: Bu güzergahın ve üçüncü köprünün İstanbul’un ulaşım sorununa ne kadar cevap olacağı bilimsel araştırmalara, tetkiklere dayalı ölçümlemelerle ortaya çıkmıştır. Bilimsel anlamdaki değerlendirmeler yapılmış. “İstanbul’un ulaşım sorununu üçüncü köprü çözer, bitirir” gibi bir iddiamız zaten yok ki… Ama İstanbul’un ulaşım ile ilgili sorununda rahatlatıcı, ferahlatıcı, nefes aldırıcı çözümlerden bir tanesi olabilir. TEM de, ikinci köprü de şehir içi yol haline geldi; ağır vasıtaları, yoğun trafik yükünü şehir içi ulaşımdan uzaklaştırma anlamında bunlar alternatif çözümlerdir. Hiç şüphesiz İstanbul’un ulaşım ile ilgili sorununu Marmaray’la, lastikli geçişle, Büyükşehir Belediye’mizin çok başarılı bir şekilde yürüttüğü metro çalışmalarıyla, ki geçenlerde biz birinci yıl olması itibarı ile Kadıköy-Kartal metro çalışmalarını Maltepe’de şantiyede toplantı yaparak, İstanbullular ile paylaştık. Çok hummalı bir çalışma var şu anda devam eden; yeraltı tünel çalışmaları ile Sarıyer, Kağıthane, Piyalepaşa’dan, Dolmabahçe’ye çıkacak çalışmalarda olduğu gibi… Bunlar bir taraftan hızlı bir şekilde yürürken, üçüncü köprü daha global ölçekte nefes aldıracak, araç trafiğini, araç yükü itibari ile yayacak bir çözümdür. Yoksa “Yaptık üçüncü köprüyü, İstanbul’da ulaşım sorunu bitti” diye bir şey yoktur. Böyle bir iddiamız da yok.

 

- Toplist
Zirve100 Sayac
WebServis.Gen.Tr gazeteler bedava sms gzel szler tckimlik melodi polifonik melodi mp3 komik salk iq testi
tc kimlik bedava polyphonic melodi oyun hileleri TC kimlik no