Turist Ömer’in o meşhur repliği geliyor insanın aklına ister istemez.

Bütün hazırlıkları yapıp, Fransa’da verilecek olan kararda, 2016 Avrupa Şampiyonası meraklılarını, Atatürk Havalimanı’na indirebileceğimiz sonucu bekledik.

Dünyada pek kimsenin umursamadığı Eurovision’da bize has heyecanımızdan daha öte bir anlamı da vardı Euro 2016’nın. Yani sırf Platini ekranlarda diye sportifmiş gibi görünen rekabet aslında Sarkozy düzeyinde Cenevre’de boy gösteren Fransa için biraz daha fazla anlam ifade ediyordu. Hatta rakamlara bakınca muhafazakar olmaya gerek yok. Fransa ve daha önemlisi AB ekonomisi için bu organizasyon çok çok önemli.

Rakamların “Bak sen şu uyanıklara” dedirttiği manzara için şimdiden son sözü söyleyelim: Avrupa Birliği bu organizasyonun Avrupa dışına çıkmasına ‘mümkün değil’ izin vermezdi ve vermedi de. 1960 ve 1984’te Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapmış olan Fransa’nın ‘24 yılda 1 Avrupa Şampiyonası gelirini cebe koyma’ ritüeli, yine 24’üncü yıldönümünde alınan bir kararla gerçekleşti.

Türk futbolunun bir anonim şirket (A.Ş.) olduğunu düşünürsek, bu A.Ş.’nin uluslararası CEO’su da Şenes Erzik’se, ister istemez insanın aklına “Cenevre fiyaskosu Türk Futbol A.Ş.’nin CEO başarısızlığı değil midir?” sorusunu geliyor. Üstelik kararın ardından Platini’nin yaptığı bir ‘şok’ açıklama, Erzik’in koruduğu Türkiye kalelerine bırakılmış 13′üncü gol olarak kayıtlara geçmişken. Önceki 12 gol ise Avrupa’nın düzenlediği 12 Avrupa Şampiyonası’nda yenmişti.

KUMANDALARDA 7.9 MİLYAR ZAP

Şimdi bu işin ekonomisine biraz dalalım. Son iki Avrupa Şampiyonası’na ve 2006 Dünya Kupası organizasyonlarına bakmak her şeyi net bir şekilde ortaya koyuyor. Önce Türkiye’yi en fazla heyecanlandıran son Avrupa Şampiyonası, Yani İsviçre-Avusturya Euro 2008’i biraz masaya yatıralım.

UEFA’nın organizasyon öncesinde 1.2 milyar Euro olarak tahmin edilen gelirleri, şampiyonanın tamamlanmasının ardından tahminlerin biraz muhafazakar olduğunu gösterdi. İsviçre ve Avusturya’da gerçekleşen organizasyon, TV naklen yayın gelirleri, lisans gelirleri ve daha birçok gelir kalemiyle Avrupa Futbolu’nun patronuna 1 milyar 35 milyon Euro getirdi.

470 MİLYON EURO’NUN SAVAŞI

Bu paranın bir kısmı şampiyonada mücadele eden ülkelere dağıtıldı. Fakat sonuçta büyük pastayı yiyen Avrupa ekonomileri oldu. Turnuvanın Avrupa ekonomilerine toplam katkısı 1.4 milyar Euro olarak tahmin ediliyor. Elbette bu rakamlar sadece organizasyon içi harcamalar üzerinden resmi olarak kayıtları tutulanlar. En belirgin kazanç ise ev sahiplerine yani İsviçre ve Avusturya’ya ait. Finalin oynandığı Viyana kenti 100 milyon Euro kazanırken, İsviçre ve Avusturya’nın elde ettiği organizasyon kazancının net 470 milyon Euro olduğu tahmin ediliyor. Sadece Avusturya’nın turizm kazancı 375 milyon Euro. Ki bu rakamların çok fazla muhafazakar olduğu çok açık. Niye mi? Bu ülkelerin şehirlerinde 600 bini yabancı 1.1 milyon fanatik dolaştı. Her biri ortalama 300 dolarlık harcama yapsa sadece 330 milyon dolar bu futbol meraklılarının sokakta yaptığı harcamadan gelir. Bunun oteli masrafı, yol masrafı da cabası.

Artık milli seferberlik ilan etme aşamasında olduğumuz işsizliğe de geçici bir deva olacağını söylemeye gerek yok sanırım. 2008’de İsviçre ve Avusturya, 4000 kişiyi sırf bu organizasyonda istihdam etti. Ama hepsinden önemlisi turnuva boyunca televizyonların uzaktan kumandalarında, 7.9 milyar defa maçların bulunduğu kanallara zaplandı.

ALMANYA 1 KOYUP 20 KAZANDI

Portekiz’in ev sahibi olduğu Euro 2004’le ilgili en çarpıcı tespiti yapan ise yine bir Avrupa bankası, ABN Amro oldu. ABN Amro’nun raporu, bu organizasyonun sadece TV satışları, bira, meşrubat ve cips satışlarından ibaret olmadığını gösterdi: Avrupa ekonomilerini bile canlandırabilecek bir organizasyon.

2006 Dünya Kupası’nın ev sahibi Almanya’nın statlar ve güvenlik organizasyonları için yaptığı 250 milyon Euro’luk harcamaya karşılık elde ettiği gelir 5 milyar Euro’yu buldu. Yani Almanya tek organizasyonda 1 koyup 20 kazandı.

2012’de Ukrayna ve Polonya tarafından organize edilecek olan Euro 2012 için yapılan tahmini ciro 3 milyar dolar. Yani Euro 2008’e göre 2.2 kat daha yüksek bir rakam. Aynı orantıyı 2016 için yaparsak artık UEFA’nın Fransa’da “Bereket versin” diyeceği rakamın en basit tahminle 6.5 milyar Euro’yu bulması işten bile değil.

Krizle boğuşan ve her kuruşun hesabını yapan Avrupa’nın böyle bir rakamı Türkiye’ye vermek isteyeceğinden ben baştan beri emin değildim. Sonunda bize Turist Ömer’in o meşhur repliğini tekrarlamaktan başka yapacak bir şey de kalmadı: Bu da mı gol değil be!

FUTBOL İTHALATINA DEVAM

Peki bundan sonra ne olacak? Futbolu bir “ihracat kalemi” haline getirmemizi sağlayacak olan bir organizasyon kaçtı. “Belki bir Şampiyonlar Ligi Finali kapar mıyız” diye bakacağız anlaşılan. Onu da yapamazsak, futbolu ithal etmeye devam edeceğiz. Sonuçta dünyanın en büyük üçüncü futbol ithalatçısı, ya da daha açık bir ifadeyle futbolda dünyanın en müsrif üçüncü ülkesiyiz. Bizim önümüzde kim mi var? İspanya ve Almanya.

21 AKILLI, 11 MÜSRİF ÜLKE

Futbol istatistikleri sitesi Transfermarkt’ın verilerine göre, dünyada 21 ülke için futbol bir ihracat kalemi. Türkiye ise maalesef bu ülkelerden biri değil. Brezilya’nın yıllık net futbol ihracat geliri 95 milyon euroyu, Arjantin’in 66 milyon euroyu bulurken, İspanya en büyük futbol ithalatçısı olarak öne çıkıyor. İspanya’nın futbol piyasasına yaptığı yıllık harcama 200 milyon euroyu buluyor. Onu 98 milyon euroluk futbolcu ithalatıyla Almanya izliyor. Türkiye ise yabancı futbolculara ödediği yıllık 41 milyon euro (yaklaşık 82 milyon lira) ile dünyanın en büyük üçüncü futbol ithalatçısı. Bizi Fransa, Rusya, Yunanistan ve İngiltere izliyor. Sonra ise Belçika ve İtalya.

Fakat bu ülkelerin futbolcu ithalatından sağladığı faydayı göz önüne alınınca bu listede kaybeden sadece üç ülke olduğu ortada. Türkiye, Rusya, Yunanistan ve Belçika. Çünkü diğer ülkelerin liglerinin sadece televizyon haklarını satarak elde ettiği gelir, milyarlarca doları buluyor. Türkiye’nin dahil olduğu dörtlü grup izlenme oranları bazında da ithalatçı olmaktan kurtulamıyor. İşte bu nedenle dünyada ve Avrupa’da futbolun kaderini bu beşli grup (İspanya, İtalya, Almanya, Fransa ve İngiltere) belirliyor.

TRANSFERLERİ BİR DE BU GÖZLE OKUYUN

Şimdilik bunu değiştirecek gibi görünen pek bir şey de yok ufukta. Mehmet Topal’ın Valencia’ya ihracı, Arda’nın ise yılan hikayesi kıvamındaki Ada yolculuğu olasılığı belki bu yıl kaderimiz değişir diye umutlandırsa da, özellikle 3 büyük kulübün transfer dedikoduları şimdiden ayyuka çıkmış durumda. İsrafa yeni ithalat kalemleri eklemek için yine taraftarlar arasında infial yaratacak isimler havada uçuşmaya başladı bile.

PLATİNİ’NİN ‘ŞOK’ AMA ÇOK AÇIK SÖZLERİ…

Peki alınacak futbolcular, milyonlarca Euro’nun kimin hanesine yazılmasını sağlayacak? Yani bu dünyanın en akıllı futbol ülkeleri kimler? Tabii ki tartışmasız listenin en başında Brezilya var. Brezilya, yılda yaklaşık 95.4 milyon Euro’luk net futbol ihracatı gerçekleştiriyor. Onu 66.6 milyon Euro’luk gelirle Arjantin ve 24.2 milyon Euro’luk net gelirle Hollanda izliyor. Hatta kültüründe futbol olmayan Japonya bile 9.1 milyon liralık gelir sağlıyor futbolcu transferlerinden. Sonuç olarak altyapısı olmayan, dünyaya futbolcu ihraç edemeyen bir ülke olarak Türkiye’yi bir futbol ülkesi olarak kabul etmek doğru mu? Burası tartışılır. Bu seyir organizasyonunun çevresinde oluşan 1 milyar dolarlık ekonomi bu işin tek tesellisi. Fakat bu tip organizasyonlarda sözü geçen bir ülke olmak için o beşli grubun içerisinde yer almak gerekiyor. “Sıradaki başkan Türk olursa siz de Avrupa Şampiyonası ev sahipliğini kazanabilirsiniz.”

İşte Avrupa Futbolu’nun Fransız patronu Platini’nin yaptığı ‘şok’ açıklamanın anlamı da tam olarak bu. Yani Türk Futbol A.Ş., Avrupa Futbol A.Ş.’nin CEO’luk koltuğuna bir Türk CEO oturttuğu zaman, Türkiye için de Avrupa Şampiyonası evde oturup izlenen bir hayal olmanın ötesine geçebilir.

berkaya@haberturk.com